FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Archive for Nisan, 2011

MEMATİ – TÜRKÜ

http://video.mynet.com/ozer_1151/Memati-den-izlenme-rekorlari-kiracak-turku/1167268.swf

Daha önce Kurtlar Vadisi’nde söylediği türkülerle hayranlarını büyüleyen Memati’den bir türkü daha…
Uygun programda klarnet çalmaktan, biblo yapımına kadar bilinmeyen birçok yeteneğini sergiledi.
Ünlü oyuncu, programın ilerleyen bölümlerinde Serpil Avaz’ın isteği üzerine türkü söyleyerek biblo yaptı. “Al yeşil dökün anneler mezar taşıma” isimli türküyü söyleyen Uygun, bu türküyü aslında dizide söylemek istediğini ancak kısmet olmadığını belirtti.

Reklamlar

Özel harekatçıların bozkurt yürüyüşü

http://www.dailymotion.com/swf/video/xiehav
Özel harekatçıların bozkurt yürüyüşü

Arif Nihat Asya – Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor Şiiri Tahlili

Aristo’dan bu yana şiirin çeşitli tanımları yapılmıştır.Fakat ne şair ne de okuyucu şiiri tam olarak ifade edebilmiştir.Şiirin kendine özgü bir dili vardır.Bu dil ne başka bir dile aktarılabilir ne de başka bir dilde ifade edilebilir.Bundan yola çıkarak diyebiliriz ki şiir insanın bir güzelliği özlemesidir.Şair bunu kimi zaman coşkunlukla kimi zaman taşkınlıkla ifade eder.
Arif Nihat Asya işte bu coşkunluk ve taşkınlığı şiirlerinde en güzel biçimde ifade eden bir şairimizdir.Arif Nihat Asya dendiği zaman hepimizin aklına ‘Bayrak’ şiiri gelir.Bu şiir taşkınlık ve coşkunluğun bir arada olduğu,insanda vatan ve millet duygusunu artıran çok güzel bir şiirdir.
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü
Işık ışık,dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum,senin destanını yazacağım
Bir şairin şiirlerini en iyi şekilde anlayabilmek için onun hayat hikayesini bilmemiz gerekir.
Arif Nihat Asya 1904 yılında doğmuştur.Şairin çocukluk ve gençlik yılları (1904-1923) Osmanlı İmparatorluğunun varlık-yokluk kavgasının sonuna yaklaştığı yıllara rast gelmektedir.Bebekken yetim,çocukken öksüz kalması bu yüzden akraba evlerinde kalmak zorunda oluşu onun mizacını oluşturan önemli unsurlar olmuştur.
Gözlerimiz kan dolu…gezer ağlarız
Biz öksüz diyarların öksüzleriyiz.
Şairden bahseden kaynakların çoğu onun son derece esprili,neşeli,dışa dönük ve rahat bir insan olarak tavsif etmektedir.
‘Tekerleri dört köşe bir arabaya bindirdiler bizi…bir gidiştir gidiyoruz’ sözü onun ince mizahını ortaya koyan bir sözdür fakat yaşadığı kötü çocukluğun da etkisi görülmektedir.
Şair bu kitabını 1946 yılında kaleme almıştır.Kitap dört ana bölümden oluşuyor.İlk bölüm Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor,ikinci bölüm Aynalarda Kalan,üçüncü bölüm Köprü ve son bölüm Kubbe-i Hadra’dır.Şair ilk bölümde vatan sevgisi,tarih ve mazi ve tabiat sevgisini işlemiştir.
Sarsarak köprüleri
Devler geçti bu yollardan:
Dudaklarında Hun Türküleri.
Böyle bir gemide yendi suyu Nuh.
Ve bu yelkenlerle kanadlandı ruh.
İkinci bölümde ise en çok aşk,kadın temasını işlemiştir.
Seninçin ne yollar,ne yarlar
Dolandım da geldim;
denen uykulardan
Uyandım da geldim.
Üçüncü bölümde de daha çok tarih,vatan sevgisi ve din temalarını işlemiştir.
Dün ana dizinde uyurdu bugün
Toprakları yastık eden başınız!
Nerdeler,nerdeler şimdi:sizin de
Vardı kardeşiniz,arkadaşınız!
Son bölümde ise çoğunlukla beyitlerle yazdığı şiirleri mevcuttur.Bu şiirlerinde ise tasavvuf,varlık-yokluk problemi ve din temasını işlemiştir.
Bahtiyardır,işte basmış bağrına
Konya Mevlana’sını…
Yaseminler,fesleğenler süslemiş
Kubbe-i Hadra’sını
Şair ilk şiirlerinden itibaren çok sade,günlük konuşma diline yakın,pürüzsüz bir dil kullanmıştır.Bu onun şiirlerinin önemli bir özelliğidir.
Şairdeki vatan ve tarih sevgisini bu şiir kitabına verdiği isimden de anlıyoruz.Şairin bununla bize anlatmak istediği;şehitler tepesi boş değil onu bekleyen biri var.Bu bekleyende Türk bayrağıdır.Bayrak nefes almak için,yaşamak için rüzgarı beklemektedir.Türk askerine meçhul asker diyenlere de onların meçhul asker olmadığını,onların yattığı toprağın belli,tuttukları bayrağın belli olduğunu,onların Türk askeri olduğunu söylüyor.
Şehitler tepesi boş değil
Toprağını kahramanlar bekliyor
Ve bir bayrak dalgalanmak için
Rüzgar bekliyor
Bayrak şairi olarak bilinen Arif Nihat Asya, bu kitabıyla vatan ve tarih sevgisini çok güzel bir şekilde dile getirmiştir.Bu kitapta yer alan tüm şiirler Türk olmanın verdiği gurur ve coşkuyla kaleme alınmıştır ve okuyucu da aynı etkileri yaratmaktadır.Aynı gurur ve coşkuyla okuduğum bu kitabı içinde bir damla da olsa vatan ve millet sevgisi olan herkese tavsiye ediyorum.
Tarihim,şerefim,şiirim,herşeyim;
Yer yüzünde yer beğen
Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim!

NAAT ARİF NİHAT ASYA

Seccaden kumlardı
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı !

Kapına gelenler ya Muhammed,
-Uzaktan, yakından – Mü’min döndüler kapıdan !
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet, Muhammed ümmetiydi.

Konsun, yine pervazlara Güvercinler;
(Hû hû)lara karışsın Âminler…
Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsin’ler!

Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi…
Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi….
Nerede kaldın ey Resul,
Nerede kaldın ey Nebi?

Hatice’nin koncası, Aişe’nin gülüydün.
Ümetinin gözbebeği, Göklerin resulüydün…
Elçi geldin elçiler gönderdin
Ruhunu Allah’a, Elini ümmetine verdin.

Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke’de bunalırsan Medine’ye göçerdin.
Biz dünyadan nereye Göçelim yâ Muhammed?
Yeryüzünde riyâ, inkar, hiyanet Altın devrini yaşıyor…
Diller, sayfalar, satırlar (Ebu Leheb öldü),diyorlar;
Ebu leheb ölmedi ya Muhammed
Ebû Cehil, kıtalar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada Mevlid’ine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî Adına alışkın dudaklarımız!

Artık yolunu bilmiyor; Artık, yolunu unuttu Ayaklarımız!
Kâ’be’ne siyahlar Yakışmamıştır yâ Muhammed,
Bu günkü kadar!

Na’tini Gaalip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı Âminlerimiz vardır!..
Hacdan döner gibi gel; Mi’rac’tan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Âyetlerini ezber bilen Yapraklar kanad…
Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa Ezanlarını Dâvûd okusun!

Konsun, yine pervazlara Güvercinler;
(Hû hû)lara karışsın Âminler…
Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsin’ler!

ONUR ŞAN FİNCANLIM

http://www.dailymotion.com/swf/video/xeazjv

Sümbül Ağa’nın Marifetleri

Sümbül Ağa’nın Marifetleri

‘Muhteşem Yüzyıl’daki harem yaşantısının yolunda gitmesi için elinden geleni ardına koymayan ‘Sümbül Ağa’yı canlandıran Selim Bayraktar, gerçek hayatta da oldukça marifetli. Bayraktar’ın hayatı macera ve gizemlerle dolu. 13 yaşındayken Saddam Hüseyin tarafından Cumhuriyet muhafızı olarak seçilen ancak kurşuna dizilmeyi göze alarak ailesiyle birlikte Türkiye’ye kaçan Bayraktar oyunculuğun yanı sıra illüzyonistlik ve akrobatlık yapıyor.

‘Muhteşem Yüzyıl’ın Osmanlı İmparatorluğu’nu yanlış anlattığı şeklinde eleştirilere maruz kalmasını dizinin bir oyuncusu olarak nasıl yorumluyorsunuz?

Bu konuda net konuşamayız. Haremi çok iyi bilmiyoruz. Çünkü harem bugüne kadar hep gizli kaldı. Zaten insanların merakı gizli kalmış olmasından gelmiyor mu? Biz, söylenenler ve çizilenler üzerinden hareket ediyoruz. Gerçeğe bakarsanız Kanuni Sultan Süleyman savaşa gittiğinde sarayda söz sahibi olanlar kimlerdi? Valideler veya sultanlar. Bir başka deyişle padişahların savaşta olduğu yıllarda Osmanlı’yı yönetenler kadınlar olmuştur. Bu nedenle haremin ne kadar önemli olduğunu düşünmemiz yanlış olmaz. Harem aslında Osmanlılar için çok önemli bir eğitim kurumu olmuştur. Bu nedenle ben ‘Muhteşem Yüzyıl’ın uğradığı eleştirileri hak ettiğini düşünmüyorum.

Sümbül Ağa’yı canlandırmak için özel bir ön çalışma yaptınız mı?

Osmanlı Tarihi’ni ve Osmanlıca’yı iyi bildiğimden dolayı harem ağalarının nasıl insanlar olabileceği konusunda kafamda belli şekillenmeler oldu elbette. Meral Hanım da Osmanlı Tarihi’ni iyi bildiğinden ‘Sümbül Ağa’yı en iyi şekilde tasvir etmişti. Benim ön çalışmam genellikle senaryodaki ‘Sümbül Ağa’yı en iyi şekilde canlandırma üzerine oldu.

Osmanlı Tarihi’ne ve Osmanlıca’ya merak nereden geliyor?

Dedemden dolayı. Dedem fıkıh âlimiydi. Bu nedenle ben de Osmanlı Tarihi’ne ve Osmanlıca’ya karşı bir merak uyandı. Elbette bir uzman değilim. ‘Muhteşem Yüzyıl’da ekranlara gelen Osmanlıca yazıları ben yazıyorum. Bilgim bu düzeydedir.

Bu özelliğiniz ‘Muhteşem Yüzyıl’da rol almanızda yarar sağladı mı?

Meral Okay, ‘Bir Bulut Olsam’da çalışırken benim bu özelliğimi biliyordu. Osmanlıca’yı bildiğim için beni özellikle mi seçti bilmiyorum ama bir gün telefon açıp projeden söz etti ve ‘Sümbül Ağa’yı canlandıracağımı dile getirdi. Ben de Meral Hanım’ın senaryosunu yazdığı bir dizinin kalite anlamında en yüksek seviyede olacağını düşündüğümden teklifi hiç düşünmeden kabul ettim.

‘Muhteşem Yüzyıl’da ‘Sümbül Ağa’nın beş ana karakterin yanına iliştirilmesinde ne ölçüde katkınız oldu?

Yedinci bölüme kadar ‘Sümbül Ağa’nın ekranlarda görünme süresi senaryoda aynen bulunuyor. Sanıyorum benden memnun kalmış olmaklar ki ‘Sümbül Ağa’nın ekranda görünme süresinde bir kısıtlamaya gidilmedi.

Bir de sirk maceranız olmuş. Nedir bu sirk macerası?

Çocuk yaşlarımda Saddam Hüseyin henüz sınırları kapamadığı bir dönemde babamla birlikte Bulgaristan’a gitmiştik. Otelimizin karşısında bulunan ‘Balkanski Kardeşler’ adındaki bir sirkte yaşıtım bir çocukla arkadaş olmuştum. Irak’a döndüğümüzde 3 yıl boyunca mektuplaştık. Sonra birbirimizin izini kaybettik. Türkiye’ye geçtiğimizde önce Eskişehir’e yerleştik. Ankara Devlet Konservutarı’ nı bitirdikten sonra ise Antalya’da yaşamaya başladım. Antalya’ya gelen bir sirke gittim. Adı Paris Sirki. İzlemeye gittim, bir de baktım ki Bulgaristan’da arkadaş olduğum çocuk orada. Sirkin adını değiştirip Paris Sirki yapmışlar. Arkadaşım bana sirkte çalışmamı teklif etti. Konservatuarı henüz bitirdiğim için bir işim yoktu. Teklifini kabul ettim. Sirkte önce palyaçoluk yaptım. Sonra bana illüzyonistlik numaraları öğrettiler. Sahneye çıkıp illüzyonistlik yaptım. Ayrıca trambolinde akrobatlık da yaptım. Paris Sirki ile Avrupa turnesine katıldım. Askerlik sorunum çıkınca sirkte çalışmayı bırakmak zorunda kaldım. – Habertürk

Ben İbrahim .

Ben İbrahim .
Balıkçı Monalisle’in oğlu Pargalı dönme .
Şimdi kendi sarayındasın ;
-bak ve inan !
Kendine, hünkarına, kaderine inan ve
ve iman et !

Etiket Bulutu