FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘arif nihat asya’

Arif Nihat Asya – Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor Şiiri Tahlili

Aristo’dan bu yana şiirin çeşitli tanımları yapılmıştır.Fakat ne şair ne de okuyucu şiiri tam olarak ifade edebilmiştir.Şiirin kendine özgü bir dili vardır.Bu dil ne başka bir dile aktarılabilir ne de başka bir dilde ifade edilebilir.Bundan yola çıkarak diyebiliriz ki şiir insanın bir güzelliği özlemesidir.Şair bunu kimi zaman coşkunlukla kimi zaman taşkınlıkla ifade eder.
Arif Nihat Asya işte bu coşkunluk ve taşkınlığı şiirlerinde en güzel biçimde ifade eden bir şairimizdir.Arif Nihat Asya dendiği zaman hepimizin aklına ‘Bayrak’ şiiri gelir.Bu şiir taşkınlık ve coşkunluğun bir arada olduğu,insanda vatan ve millet duygusunu artıran çok güzel bir şiirdir.
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü
Işık ışık,dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum,senin destanını yazacağım
Bir şairin şiirlerini en iyi şekilde anlayabilmek için onun hayat hikayesini bilmemiz gerekir.
Arif Nihat Asya 1904 yılında doğmuştur.Şairin çocukluk ve gençlik yılları (1904-1923) Osmanlı İmparatorluğunun varlık-yokluk kavgasının sonuna yaklaştığı yıllara rast gelmektedir.Bebekken yetim,çocukken öksüz kalması bu yüzden akraba evlerinde kalmak zorunda oluşu onun mizacını oluşturan önemli unsurlar olmuştur.
Gözlerimiz kan dolu…gezer ağlarız
Biz öksüz diyarların öksüzleriyiz.
Şairden bahseden kaynakların çoğu onun son derece esprili,neşeli,dışa dönük ve rahat bir insan olarak tavsif etmektedir.
‘Tekerleri dört köşe bir arabaya bindirdiler bizi…bir gidiştir gidiyoruz’ sözü onun ince mizahını ortaya koyan bir sözdür fakat yaşadığı kötü çocukluğun da etkisi görülmektedir.
Şair bu kitabını 1946 yılında kaleme almıştır.Kitap dört ana bölümden oluşuyor.İlk bölüm Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor,ikinci bölüm Aynalarda Kalan,üçüncü bölüm Köprü ve son bölüm Kubbe-i Hadra’dır.Şair ilk bölümde vatan sevgisi,tarih ve mazi ve tabiat sevgisini işlemiştir.
Sarsarak köprüleri
Devler geçti bu yollardan:
Dudaklarında Hun Türküleri.
Böyle bir gemide yendi suyu Nuh.
Ve bu yelkenlerle kanadlandı ruh.
İkinci bölümde ise en çok aşk,kadın temasını işlemiştir.
Seninçin ne yollar,ne yarlar
Dolandım da geldim;
denen uykulardan
Uyandım da geldim.
Üçüncü bölümde de daha çok tarih,vatan sevgisi ve din temalarını işlemiştir.
Dün ana dizinde uyurdu bugün
Toprakları yastık eden başınız!
Nerdeler,nerdeler şimdi:sizin de
Vardı kardeşiniz,arkadaşınız!
Son bölümde ise çoğunlukla beyitlerle yazdığı şiirleri mevcuttur.Bu şiirlerinde ise tasavvuf,varlık-yokluk problemi ve din temasını işlemiştir.
Bahtiyardır,işte basmış bağrına
Konya Mevlana’sını…
Yaseminler,fesleğenler süslemiş
Kubbe-i Hadra’sını
Şair ilk şiirlerinden itibaren çok sade,günlük konuşma diline yakın,pürüzsüz bir dil kullanmıştır.Bu onun şiirlerinin önemli bir özelliğidir.
Şairdeki vatan ve tarih sevgisini bu şiir kitabına verdiği isimden de anlıyoruz.Şairin bununla bize anlatmak istediği;şehitler tepesi boş değil onu bekleyen biri var.Bu bekleyende Türk bayrağıdır.Bayrak nefes almak için,yaşamak için rüzgarı beklemektedir.Türk askerine meçhul asker diyenlere de onların meçhul asker olmadığını,onların yattığı toprağın belli,tuttukları bayrağın belli olduğunu,onların Türk askeri olduğunu söylüyor.
Şehitler tepesi boş değil
Toprağını kahramanlar bekliyor
Ve bir bayrak dalgalanmak için
Rüzgar bekliyor
Bayrak şairi olarak bilinen Arif Nihat Asya, bu kitabıyla vatan ve tarih sevgisini çok güzel bir şekilde dile getirmiştir.Bu kitapta yer alan tüm şiirler Türk olmanın verdiği gurur ve coşkuyla kaleme alınmıştır ve okuyucu da aynı etkileri yaratmaktadır.Aynı gurur ve coşkuyla okuduğum bu kitabı içinde bir damla da olsa vatan ve millet sevgisi olan herkese tavsiye ediyorum.
Tarihim,şerefim,şiirim,herşeyim;
Yer yüzünde yer beğen
Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim!

Reklamlar

NAAT ARİF NİHAT ASYA

Seccaden kumlardı
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı !

Kapına gelenler ya Muhammed,
-Uzaktan, yakından – Mü’min döndüler kapıdan !
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet, Muhammed ümmetiydi.

Konsun, yine pervazlara Güvercinler;
(Hû hû)lara karışsın Âminler…
Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsin’ler!

Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi…
Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi….
Nerede kaldın ey Resul,
Nerede kaldın ey Nebi?

Hatice’nin koncası, Aişe’nin gülüydün.
Ümetinin gözbebeği, Göklerin resulüydün…
Elçi geldin elçiler gönderdin
Ruhunu Allah’a, Elini ümmetine verdin.

Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke’de bunalırsan Medine’ye göçerdin.
Biz dünyadan nereye Göçelim yâ Muhammed?
Yeryüzünde riyâ, inkar, hiyanet Altın devrini yaşıyor…
Diller, sayfalar, satırlar (Ebu Leheb öldü),diyorlar;
Ebu leheb ölmedi ya Muhammed
Ebû Cehil, kıtalar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada Mevlid’ine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî Adına alışkın dudaklarımız!

Artık yolunu bilmiyor; Artık, yolunu unuttu Ayaklarımız!
Kâ’be’ne siyahlar Yakışmamıştır yâ Muhammed,
Bu günkü kadar!

Na’tini Gaalip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı Âminlerimiz vardır!..
Hacdan döner gibi gel; Mi’rac’tan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Âyetlerini ezber bilen Yapraklar kanad…
Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa Ezanlarını Dâvûd okusun!

Konsun, yine pervazlara Güvercinler;
(Hû hû)lara karışsın Âminler…
Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsin’ler!

Etiket Bulutu