FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘Yok’

Ey Sevdiğim Sana Şikayetim Var

Sivas/Kangal-Muhlis Akarsu-TRT Ankara

Ey Sevdiğim Sana Şikayetim Var
Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
Ben De Bir İnsanım Bir De Canım Var

Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy

Eski Günler Hayalimden Gitmiyor
Dün Dediğin Bugünkünü Tutmuyor
Yiğidim Ya Sana Gücüm Yetmiyor

Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy

Akarsuyum Böyle Miydi Ahtımız
Onun İçin Viran Oldu Tahtımız
Umudum Yok Gülmez Artık Bahtımız

Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy

Yenik Serçe

I
Yaban
ve asi
dağlara dağılan taylar gibi.
ve yangın
gençliğinin alazında ışıltılı bıçaklar gibi.

Adana’da yollara dizilmiş garlarda,
çığlık çığlığa peronlarda
çocuklar gibiydi gözleri.

/Adı Nevin,
şarap içer, rüzgâr giyerdi geceleyin…/

II
O, kanadı kırık bir kuştu,
beyaza vurulmuştu;
kimseler görmedi bir başka renk sevdiğini.
Kimseler…Görmedi kimseler kirlendiğini…

/Adı Nevin,
hüzün kokar ve korkardı geceleyin…/

III
“Kendini martılarla bir tutma” derdim; “senin kanatların yok. düşersin,
yorulursun, beni koyup koyup gitme ne olursun! ”*

O, kanadı kırık bir kuştu,
gülümserken vurulmuştu.
Kimseler görmedi uçtuğunu.
Kimseler…Görmedi kimseler öpüştüğünü…

/Adı Nevin,
özlem tüter ve ç(ağlardı) geceleyin./

IV
“Işığın” diyordu: Kırılıp düştüğü yerlerden geliyorum; karanlık kördü ve acımasız… Ellerimle kırdım ben de kalan kanatlarımı; kanat- larımı kanatmaktan geliyorum…

V
O bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı. Sonra da çift çıkardık; kar yağardı, biz dinlemez, çıkardık! O kentte bütün sokaklar biz yan yana yü- rümeyelim diye dar yapılmıştı, insanlar dar yapılmıştı, çıkardık!

Kar durmazdı, üşüşürdü saçlarına ve hep bir şeylere ağlardı o karlı havalarda…Avurtlarına çarpan kar taneleri, gözyaşlarının sıcak- lığına çarpıp erirdi… Erirdi… Biz yan yana, yana yana… Yana yana!

/O bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı,
ben yürüsem bütün yollar ona çıkardı…/

VI
Gitti… Kanatları yüreğimdeydi.
Kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi.
Yitirdim o aşkın kimliğini;
h ü k ü m s ü z d ü r…

/Adı Nevin,
ihaneti tutuşturduk bir sabahleyin! /

Yılmaz Odabaşı

BOZKURT’ UN BELASI

Ben,bir Türkmen köyünde yalnız açtım gözümü
Öptüm ve kabul ettim bu ak alın yazımı
Zalimlere biledim sazımı ve sözümü
Ey zalim Firavunlar,vurun beni,öleyim
Andolsun ki,ölmezsem,başınıza belayım

Beni hiç unutmayın,hak yolun kaçakları
Varlık savaşlarımda,sırtımın bıçakları
Ben göklerin oğluyum,alçağın alçakları
Gökler bulutlananda,vurun beni,öleyim
Andolsun ki,ölmezsem,başınıza belayım!

Unutmadım,toprağa dökülen yiğitleri
Ve onsekiz yaşında,gül dalı şehitleri
Ey gavur vicdanlılar,gavur patron itleri
Bir ölüm de bana şart,vurun beni,öleyim
Andolsun ki,ölmezsem,başınıza belayım

Bir milletin ahlakı talan oldu,sevinin
Onurlu günlerimiz yalan oldu,sevinin
Yolundan dönen oldu,yılan oldu,sevinin
Ben dönersem namerdim,vurun beni,öleyim
Andolsun ki,ölmezsem,başınıza belayım

Kapitalist,komünist çarkınız yere batsın
Gazeteniz,filminiz,şarkınız yere batsın
Küfür tek millet,tek ırk,ırkınız yere batsın
Medyatik silahlarla vurun beni,öleyim
Andolsun ki,ölmezsem,başınıza belayım

Düğün-dernekle gelin,bu milletin yurduna
Siz,kan derdine düşün,millet ekmek derdine
Canım feda olsundu,düşmanın da merdine
Lakin,mertçe olmadı,vurun beni,öleyim
Andolsun ki,ölmezsem,başınıza belayım

Ve siz,Kürşad soylular,haydi,ayağa kalkın!
Şehirliler,köylüler,haydi,ayağa kalkın!
Siz,ey Bozkurt huylular,haydi,ayağa kalkın
Diyelim ki,”susmak yok,vurun beni,öleyim
Andolsun ki,ölmezsem,başınıza belayım
Ben ölmezsem,vallahi,başınıza belayım!

YORGUNSUN

Bir akşam geldin işte
Omzunda mazinin hüzünlü yüzü
Dingin bir fırtınaydı dokunduğum her hece
Ya da çırpınan bir gül,
Vapursuz,martısız,İstanbul’suz bir deniz…
Nasıl sevseydim seni?
Annem,kızım,sevgilim
Üç nesildir incitmeden sevdiğim,
Bir sabah da ellerin çiçeklerle uyansın
Öykünü dizlerime dök,
Yorgunsun….

Bir akşam geldin işte
Ben,bir akşam kaçmak istedim
Sigaramı,çakmağımı,hikayemi o masada bırakıp,
Yüzümü rüzgara açmak istedim…
Oysa ki dostum,
Kardeşim,
Sevgilim,
Bir savaşı kaybetmek koymadı bana
Kılıcımı bıraktım,
Gözlerimi indirdim.
Ben,bir gül yangınını denizlerle söndürdüm
Ah,unutulmak istedim
Unutulmak istedim
Beni şarkılara bırak,
Yorgunsun…

Bir akşam geldin işte
Hoş geldin diyemedim..
Aşkım yaralardı değdiği yeri,
Gözlerine kıyamadım.
Kumdan kaleler yaptım ömrüme,
Yıktım senden habersiz
Şiirler anlamsızdı,kahramanlar kadersiz…
Yavrum,
Güzelim,
Sevgilim,
Söylenecek başka bir şey yok
Beni,
Ölümüne,
Bırak..
Yorgunsun….

KUTLU İHTİLALLERE

Muhammed Salih’e-

Onurlu adamların kavgası böyle olur
Yer dilsiz,gök sağır,
Dünya aşkı susmakta…
Bir bozkır,bir kurak,
Dağ başında yapayalnız bir alıç
Ve bir erkek adam,
Elleri yumruk,yüreği şiir,
Onuru yalınkılıç…
ULU BOZKURT,ULU
BAKMA HALLERE
ULU HALKI UYANDIR
KUTLU İHTİLALLERE
KUTLU İHTİLALLERE!…

Bu halk senin,bu halk benim
Çeksinler ellerini halkımın yakasından
Mahşere kalmasın zulmün hesabı
Bu hak senin,bu hak benim.
Pamuk tarlalarında yüreği kavrulanlar,
Aç olmasın,muhtaç olmasın
Ve beğlerin elinde artık kırbaç olmasın
Eğilsin gökler,
Dağılsın düzen!
DOĞRUL Kİ,BU BAYRAK
DÜŞMESİN YERE
DOĞRUL ŞAFAKLARA
KUTLU İHTİLALLERE
KUTLU İHTİLALLERE!…

Her zulüm,her sürgün,
Doğru adamı bulur
Cüceler sevilir de,
Devlerden korkulur
Bu,kutlu bir çiledir,
Gam yok,tasa yok
Şu yıkılası alemde,
Firavunsuz Musa yok!…

Bir Asya türküsü yarımdır daha
Bir bozkır kavgası ertelenmiştir
Bir namlu doğrulmamıştır daha,
Namussuz hedeflere
Bir namlu,”gez,çekik göz,arpacık”…
Şimdi,adımızdır yedi düvelden sorulan
Kolumuzdur,kelepçeye vurulan
Lakin,henüz kanımız değildir bayraklara gerilen…
YÜRÜ BOZKURT,
NAMIN DÜŞSÜN DİLLERE
YÜRÜ KAVGALARA
KAVGALARA
KUTLU İHTİLALLERE
KUTLU İHTİLALLERE!…

MEMEDALİ’ NİN TÜRKÜSÜ

Beydağı’nın başı karlı
Başım dağlardan efkârlı
Mahpusa düştüm düşeli
Dert çekerim türlü türlü

Asın bu türküleri gardaş
mısra mısra asın.
Ya da beni,lime lime,
yalnız urganlar ağlasın…

Ben köy çocuğuyum gardaş
Anam bilmez gerçi köylü olduğunu
Ben bilirim, herkes bilir, o bilmez
Anam, yokluğunu saklamıştır yazmasının altına
Bir oğul yollamıştır yirmisinde mahpusa
kara bakışlı fidan gibi, cevval
Kim bilir, kaç kez turnalar gelmiştir de anamın düşlerine,
Bilir (mi) ki, Memedali gelmez?…

Malatya’da anam ağlar
Feryadını tutar dağlar
Zencir olsa koparırdım
Beni kara bahtım bağlar

Anlamadılar bizi gardaş
Yoksul, babasız köy çocuklarının
yani yitik çocukların
Her gece düşünde bir kırmızı şeker,
bir külah dondurma gördüğünü
yada bir bisiklet, telli duvaklı…
Bilmediler, anamın ağrıları olduğunu
Ve benim kaç gece yorganı başıma çekip,
sabahlara kadar çaresiz ağladığımı
Velhasıl bilmediler
çocuklar şeker alsınlar diye,
ekmeksiz, babamsız,
ve ağrılar içindeki
anamı bile terk ettiğimi…

Malatya’ya güneş doğar
Yüreğime karlar yağar
Ana, gardaş, köy hasreti
Bir yüreğe nasıl sığar

Beni, kendi kurşunumla vurdular gardaş
öyküm paramparça
Beni, çok yüzlü şahitlere sordular
Biliyorum, kendi tasvirini yapamaz
talan olmuş ömürler,
dağılan ordular…
İşte, deli adamların kaderidir bu,
Deli adamların deliliğidir
hep tenhalarda kalırlar
Ve, bir ömür satıp yok pahasına
bir efsane alırlar…
Bu delilik kimin harcıydı gardaş
Ben ömrümü bedel koydum
şikayetim yok
Lakin, bu borç kimin borcuydu gardaş?!..

BELKİ

belki bir resme saklarızsırrını sevdanın
siyah beyaz resimler de kalmadı artık
çerçevesiz …

belki yarılır orta yerinden gece
biz saklanırız
en tenhasına bu karanlığın
artık o kadar çok yıldızı yok
sen gideli beri bu şehrin

belki bir masala düşeriz
bir varmış bir yokmuş
diye başlamasa da artık
en olmazında bu sevdanın
tutunup bir anka kuşunun kanatlarına
gökten üç elma düşer

belki bir türkü söyleriz
en bozlağından
avaz avaz susarız belki
ya beni de götür ya sen de gitme
bozkırın ortayeri
sensiz zindan…


belki bir kaç takvim eskir
bir kaç yaş daha büyür
pencerede menekşem
olsun..
ben yine de sıkılmam ….

şahbeyit

Etiket Bulutu