FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘sonbahar’

BEN SENİ SEVDİĞİMDE

ben seni sevdiğimde
mevsim sonbahardı
henüz inmişti dallara
henüz sararmıştı yaprak
yüzünde yazdan kalma bir gülümseme
gözlerin baharın öbür adı

ben seni sevdiğimde
hiç bir şiir düşmemişti dilime
hiç bir türkü böyle acıtmamıştı içimi
sen benden habersiz
kaç mevsim tükettin
kaç sonbahar geçti bu sevdanın üstünden
ben kaç kez kış yaşadım
sensiz bir sokağı adımlarken

ben seni sevdiğimde
sen bensiz bir gecede
yıldızlara dilek tuttun
şiirlere ses oldun
türküde mızrap

ben seni sevdiğimde
mevsim sonbahardı
sen benden habersiz

Sen Benim Hiçbir Şeyimsin

Sen Benim Hiçbir Şeyimsin

 

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak

Sen benim hiçbir şeyimsin

Attila İLHAN

Bedirhan GÖKÇE – Sen Benim Hiçbir Şeyimsin – Attila İLHAN – indir | Alternatif

http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=13455805-46c

Emre ÖZDEMİR – Sen Benim Hiçbir Şeyimsin – Attila İLHAN – indir | Alternatif

http://www.siirfm.com/wp-content/plugins/nazdrave-mp3/mp3player.swf

Pop

YİTİRİLMİŞ NE VARSA

Yitirilmiş Ne Varsa

Yitirilmiş Ne Varsa
çirkin çiçeklerle dolu katil bahçelerinde dolaştım
dalgındım
bıçak sırtı yaşamalarım
penceresizliğim
ve öksüz düşlerim vardı ceplerimde
uğultusuzluğumu özlemiştim
hala bir ceylan ağlıyordu içimde
hiç yoktan vurulan
senin şehirlerin uyurken
benim gözlerimi bıçakladılar
kör bir balıkçıyım şimdi
görmediğim vapurlara el sallıyorum
rüyalarım da yaşlanmıyor
kaybolan eylül gemilerimi
sonbahar sesimle çağırsam gelir mi
ah vurulası yüreğim
süpüremedin kapından yalnızlığı
örselenmiş paslı yüreğim
ellerim yumuk
orman karanlıkları omuzlarımda
ve ardından ağlayan
ezgisiz türkülerdi gözlerim
senin gözlerinin pusuna saklanıp
senden kalan bu yıkıntılar arasında
bizi büyüten ellerini aradım
öpülesi ellerini
susuşlara prangalı dil
kanlı düşler kuyusunda
ölüm çığlıkları atabilir
gözyaşı göllerinde durulanmalar vaktinden geliyorum
sonunu hep unuttuğum
dilsiz şarkılarım vardı
ağlatan inleten
şimdi
o şarkılar beni unuttu
yıkık kentler konuşmaz bilirim
cam kırıkları ve kırık dallar var
incinen yüreğimin yaralarında
ve bilir misin
güller hiç uyanmaz bu vadide
gözlerin düşer aklıma
an gelir şavkın vurur yüzüme
o zaman vakit ölüm olur dudağımda
kaçsam yakama yapışır gözlerin
yılları ve yolları ödünç aldım
yastığımdaki çukura dolan korkulu geceden
düş düşkünü çocukluğumu çalmış namlı sevdalılar
üstüne üstlük sensizim
yani gölgesiz dolaşıyorum
artık intiharlar da öldürmez beni
yüreğimde konaklayan hüzünler
senden gelir
al
dün gece seninle yoğurdum bu şiiri
ekmek buğusu mübarekliğinde
sıcacık
nasıl olsa sana çıkmayan yol yok
kaybolabilirim kuytularda
dalıp dalıp giderim başka diyarlara
bir gün dönmeyiveririm
ama sen
yine de biriktir göz yaşlarını
belki bir gün
tutuşturur seni bensizlik
belki bir gün
sen de beni ağlarsın
hoyratım benim
şafaklar düşmüş alnına
kırlangıçlar uçmuş koynuna
bak hala aynı şarkıda irkiliyoruz
bu aşkın adresi dursun sende
kelepçeli kuşlar
yuva kurmadan gözlerimize
belki geri döneriz
ve geri veririz birbirimize
Yitirilmiş ne varsa …
Yitirilmiş Ne Varsa – Kahraman TAZEOĞLU | Alternatif
http://www.siirfm.com/wp-content/plugins/nazdrave-mp3/mp3player.swf
Mürsel TÜRK – Yitirilmiş Ne Varsa – Kahraman TAZEOĞLU | Alternatif

YAŞ OTUZ BEŞ – CAHİT SITKI TARANCI İNCELEYEN: ABDÜLKERİM BABACAN

A) ŞİİRİN BİÇİM YÖNÜNDEN İNCELENMESİ

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.

N’eylesin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında

Cahit Sıtkı Tarancı

Otuz beş yaş şiiri yedi beşlikten oluşmuştur. Şiir 11’li hece ölçüsüyle yazılmıştır.

Kafiye , Kafiye Şeması ve Redif

yarısı eder. a eder ve gider’deki –er; redif
ömrün. b -er; tam uyak
cevher, a -ün; tam uyak
bugün, b
gider. a

yağdı ne? c -üz; tam uyak
çizgili yüz? d -lar; redif
halkalar? e -a; yarım uyak
görünüyorsunuz d
aynalar? e

insan! f -an; tam uyak
baksam ben değilim: g ben değilim; redif
heyecan? f -am; tam uyak
adam ben değilim g
yalan. f

ilk aşkımız; h -ir; tam uyak
gelir. ı -ımız; redif
başladığımız h -k,-ğ; yarım uyak
bir bir; ı
yalnızlığımız h

varmış! j -mış; redif
sert olduğunu. k -ar; tam uyak
yakarmış! j olduğunu; redif
dert olduğunu, k -ert; zengin uyak
anlarmış. j

sonbahar! l -ar; tam uyak
benimsediğim. m -kim; tunç uyak
kuşlar? l
Ölen kim? m
tarumar. l

başında. n -ında; redif
uyanamadın olacak o -aş; tam uyak
yaşında? n olacak; redif
saltanatın olacak. o -ın; tam uyak
taşında n

B)ŞİİRİN İÇERİK YÖNÜNDEN İNCELENMESİ

1.BENT: Dante, Sevgi Gökdemir ve Ayvaz Gökdemir’in dediğine göre; İtalyan şairi, otuz yaşında iken siyasete atılmış, otuz beş yaşındayken rakip taraf duruma hakim olunca kaçmış, sonunda rakipleri tarafından dâimi sürgünlüğe ve ele geçtiği takdirde diri diri yakılmaya mahkûm edilmişti. Bu arada meşhur eserini( İlahi Komedya) “Hayat yolunun ortasında kendini karanlık bir ormanda buldum” diye başlıyor diyorlar. Tarancı da Dante’den esinlenerek başlamış şiirine.

Şair otuz beş yaşın hayat yolunun yarısı olarak kabul ediyor. Artık bu yaştan sonra bütün canlılığın yavaş yavaş azaldığını ölümün yaklaştığını belirtmek istemiş. Devletlerin doğuşu( kuruluşu ) vardır. Yükselme dönemi, duraklama dönemi ve çökme dönemi vardır. Burada da şair insan hayatının yükselme devrinin sonunu otuz beş yaş olarak kabul ediyor. Bu yaştan sonra artık insan duraklamaya başlıyor ve daha sonrasında da hayat sona eriyor. Delikanlılıktaki cevher, canlılık, delidoluluk, hayata sıcacık bakmaların geçici olduğunu, biz ne kadar istesek de bu günlerin biteceğini vurguluyor.

2.BENT: Şair sûretindeki değişikliği aynaya bakarak farkediyor. Saçlarının yavaş yavaş beyazladığını, yüzündeki yaşlılık çizgilerini, gözünün altındaki mor halkaları farkediyor ve önceden olan( genç iken ) yüzünün güzelliğini, pürüzsüzlüğünü hatırlayıp, aynaların kendine düşman göründüğünü söylüyor. Kendini güzel, genç göstermediğinden yakınıyor. Fakat yaşlandığının da farkındadır.

3.BENT: Şair artık yavaş yavaş yaşlandığının farkındadır. Önceden çekilmiş olduğu resimlere bakınca resimdeki kendisiyle aslının birbirine benzemediğini görüyor. Eskiden olan heyecanı, canlılığı, gençlik duyguları artık kaybolmuş. Yüzü eskisi gibi gülmüyor artık. Resimlerdeki gülen adamı kendisine benzetemiyor. Artık hayatından şüphe ediyor, kaygıya düşüyor. Her an ölüm gelebilir. Kaygısız olduğu yalanmış, kaygı duyuyor artık.

4.BENT: Bu dizelerde diğer şiirlerinde olduğu gibi yalnızlıktan bahsediyor. İlk aşkını hayal meyal hatırlıyor. Şairden şimdi o kadar uzaklaşmıştır ki, hatırası bile yabancı gelir. O duygular, o hayaller, o heyecan ve ümitler sanki bir zamanlar onun değilmiş, onları yaşamamış gibi şaire uzak, yabancı geliyor. Gençlik yıllarında her zaman beraber olduğu arkadaşları, dostları artık yanında yok, hepsinden yolları ayrılmış. Hepsi bir tarafa dağılmış, yapayalnız kalmış hayatta.

5.BENT: Gökyüzünün rengini genel olarak mavi diye biliriz. Zaten gökyüzü denince akla mavi, açık, güzel bir görüntü olarak algılarız. Gençliğin de verdiği canlılıkla sadece gökyüzünün güzel yanlarını görmek isteriz, öyle hatırlamak isteriz. Fakat yaşlanınca artık gerçekler gözümüze gözükür ve şair de gökyüzünün başka renklerini farkediyor. Taşın sert olduğunu, suyun insanı boğduğunu, ateşin ise yaktığını farkediyor. Artık hayatın tozpembeliğini aşıp gerçekleri görebiliyor.

6.BENT: Ayva sarı, nar kırmızı ; demek ki her yıl biraz daha benimsediği sonbahar mevsimindeymiş şair. Sonbaharı biraz daha benimsemesinin sebebi , 35 yaşı, ömrün ortası, hayatın güze dönüş noktası olarak kabul etmesidir. Bu yaştan sonra şair, artık sararan ayva, kızaran nar gibi her an dalından koparılmayı bekliyor. Neden dönüp duruyor havada kuşlar ? Kuşların havada dönüp uçması, hastalıklı, ölmesi yakın canlıyı yırtıcı kuşlar anlar ve peşini bırakmadan takip eder. Şair de kendini artık yaşlı hissettiği için, ölüme yakın hissettiği için böyle soruyor kendine.

7.BENT: Her insanın ölümü tadacağını söylüyor. Hiçbir insan ebedi olmayacak. Burada tasavvufi bakış açısıyla yaklaşmıştır. Ebedi uykuya yatıp daha uyanmayacağız. Gözlerimizi son defa kapattığımızda ebedi uykuya dalacağız ve daha uyanmayacağız. Bu ölüm ne zaman, nerde, ne şekilde, kaç yaşında olacağı da bilinmez. Şair en sonda ince bir istihza (olay) ve büyülü Divân şâiri Bâkî’nin : “Kadrini seng-i musallada bilip ey Bâkî – Durup el bağlayalar karşında yârân sâf sâf” olarak vasıflandırıyor. Yani bir namazlık saltanatın olacak sen musalla taşında yatıca padişah huzurunda durdukları gibi herkes senin önünde ellerini bağlayacak.

Tarancı’nın ilk şiirlerinde görülen yalnızlık ömrü boyunca onun şiirine sinmiştir. Aile ocağından ayrı İstanbul’da tek başına yaşamanın Tarancı üstünde bıraktığı bir etki olarak bilinen yalnızlık Tarancı’yı içkiye yönlendiren nedenlerden biri olarak düşünülmüştür. İçki sayesinde kendisini mutlu ve neşeli yapan bir dünyaya gittiği düşünülebilir. Fiziksel görünüşünün onun ruhsal yaşamını etkilediği, bu yüzden de yalnızlık duygusunun arttığı söylenebilir. Otuz Beş Yaş şiirinde yalnızlık duygusunun arttığı ve dostlarının yavaş yavaş yaşamdan göçmelerinin de onu etkilediği görülür. Yalnızlık duygusu içinde zamanın geçmediğinden yakınır fakat yinede kaderini kabul eder ve yalnızlık içinde geçse de yaşamın yaşam olduğunu ve herkesin aslında yalnız olduğunu savunur.

• Bireyden, aynadaki görüntüsünden yola çıkarak ölüm ve fanilik konularına değinmiştir. Genele gitmiştir.

• Bu şiir ömrün yarısına varmanın bilincine ermiş bir insanın, ölümden duyabileceği ürpertiyi dile getirmiştir. Buna rağmen şair ölümün herkesin başında olduğunu düşünerek avunmaktadır: “Neylersin ölüm herkesin başında”.

• “Dante gibi ortasındayız ömrün” diyerek kendisini İtalyan şair Dante’ye benzetmiştir. Dante ile Tarancı’nın bu konudaki benzerliği ise iki şairinde ölüm konusunu işlemeleri ve yapıtlarında ölümden bahsetmeleridir.

• Cahit Sıtkı ölümü ızdırap duyarak karşılar fakat metafizik duygulara kaçmaz. Bunun sebebi ise laiklik düşüncesinden dolayı başka konulara çekmez.

• Cahit Sıtkı sosyal konularla ilgilenmez.

• Şiirde sade, yalın, basit, halk deyişlerine yer verilmiştir. Şiirde geçen deyimler: “gözünün yaşına bakmadan gider”, “şakaklarıma kar mı yağdı ne var?”, “gözler altındaki mor halkalar”.

• Gerçeklerden ayrılıp hayal dünyasına . Şair yaşadığı ana çok bağlı ve o andan kopmuyor.

• Bu şiire hâkim olan zaman şimdiki zamandır. Otuz beş yaşına gelmiş bir insanın geçmiş ve geleceğine bakışı vardır.

• Şiir otuz beş mısradan oluşmuştur.(5×7)

• 11’li hece ölçüsü kullanılmıştır. abab sarmal uyak örgüsü kullanılmıştır.

SONBAHAR SARISI

sonbahardı solgun bir sarıydı
yaprağa değdi
dala değdi

sonbahardı
sen yoktun
yokluğunun rengi neydi
neresiydi acıyan göğsümün
nefesimi tuttum
yağmurlara inattı
ağlamayışım
sahi
hiç gelmeyecek miydin
bari kokunu yolla

sonbahardı
hangi dala sorsam
kırıktı
yoktun ya
ağlasam
kınarlar mıydı
gözyaşımı sakladım
ceplerime
görmesinler
kimsecikler
sana şiirler söylesem
duyar mısın
sahi
hiç olmayacak mıydın
bari kokunu yolla

sonbahardı
durmadan uzuyordu geceler
bu geceler bana inat mı yapıyordu
sen gelmiyordun
üşüyordum bir yandan
bir yandan
bu şehri bir duman sarıyordu
nefes alamıyordum
karanlık inadına inadına
üstüme geliyordu

sonbahardı
solgun bir sarıydı
yaprağa değdi
dala değdi
..
sevgili…
bari sen yapma…

SONBAHAR

zamansız bir sarı düştü mevsime
ve ıslandı saçları bir şiirin…
bir yaprak kurudu
haber vermeden dalına
titrek bir yaprak düştü takvimden
sonbahar…

saçlarını taradı annem
bir iç çekti derinden
bir türkü döküldü dilinden
yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
sonra kırıldı aynalar
döküldü sandık sandık
annemin saçları
sonbahar…

bir yağmur yürüdü
tepeleri aşarak
sonra bulutlar karardı
içimi acıttı yokluğun
ve tükendi ömrüm
neredesin…
sonbahar

inadına bekliyorum
ikinci bahar…

FATİH ŞAHİN IŞIK
ŞAHBEYİT

MUM ALEVİNDE ŞİİRLER V



bu suskun
bu çaresiz vaveyla sararken
bir sonbahar gecesi şiirilerimi
sana uzak bir ülkenin
senden uzak bir zindanında
yitiyorum…

bir anka kuşu gibi
her yangından sonra
yeniden sana doğuyor içimde sevdan
inadına daha bir seviyorum
karanlığını gecenin
dilimde buruk bir tat bırakıp
kanatsa da adın…
..
bu suskun
bu çaresiz vaveyla sararken
sana tutsak bir şairin yüreğini
sana dair bir şiirde
senli bir düşe düşüyor
yitiyorum…

FATİH ŞAHİN IŞIK
ŞAHBEYİT

Etiket Bulutu