FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘şiir’

YAĞMURDU

 

http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=1202712

mehmet çetin yagmurdu… | izlesene.com

aklıma gelmezdi inan
yalnız kalacağım
aklıma gelmezdiinan
resimine bakıp ağlayacağım

bir kurşsun sıksan yüreğime
kar etmez sevdiceğim
bir mezar kazsan soğuk bedenime
sığmaz sevdiceğim

yağmurdu
gözümden aktı da gitti
sevda türküsünde beni
bırakıp da gitti
içime ateşler
yaktı da gitti…

gözlerin düşlerime düşer
ve suskunluk sana götürür beni
ağlayamam
bir karanlık geceden geçrken
duvarlara yazılar yazarım
kaçamam…

MEHMET ÇETİN/FATİH ŞAHİN IŞIK

Reklamlar

ARALIK

neden kimse şiir yazmaz aralık’ta
kışsa kış
ayazsa ayaz…

kar da yağmaz oldu
koyu bir duman çökğüyor şehre
son kalan yaprakları da tükenmek üzere
takvimlerin
sen de yoksun
sahi
ne kadar mutluluk
mutlu eder insanı
avuç içi kadar mı

şimdi durmaksızın
bir sensizlik dolanıyor içimde
sen yoksun
hiç bir takvime sığamaz oldum
aralıksa aralık
kışsa kış
ayazsa ayaz

seni çok özledim
bu takvim de tükenmek üzere
daha kaç takvim tüketir bu ayrılık
kaç aralıkta son bulur
kaçıncı aralık tüketir
kanıyorum durmadan

aralıksa aralık
ayazsa ayaz
neden kimse şiir yazmaz aralıkta

ŞAHBEYİT
FATİH ŞAHİN IŞIK

AŞKIN ALDI BENDEN BENİ(Yunus Emre)Şiir Tahlili

Şiir ve Zihniyet: Tasavvufta mutlak sevgili ve dost Allah’tır. Allah’ın dışında¬ki her şey geçicidir. Dünyadaki her şey Allah’a ulaşmak için bir araç olarak görülür. Okuduğunuz şiirde geçen “Bana Seni Gerek Seni” dizesi Allah’a kavuşma arzusunun ifa-desi olarak tekrar edilmiştir. Şiirde gece – gündüz Allah aşkıyla yanıp tutuşan, dünya malına değer vermeyen, Allah aşkını zenginlik ve fakirliğe tercih eden bir dervişin düşünceleri dile getirilmiştir. Bu tasavvuf düşüncesidir. Yunus Emre’nin bu şiirinde 13 ve 14. yüzyılda Türk edebiyatında etkisini hissettiren tasavvuf düşüncesini, dolayısıyla ça¬ğının sanat, kültür ve din anlayışının yansımalarını görmek mümkündür.

Şiirde Ahenk: Yunus Emre’nin bu şiirinde ahenk hece ölçüsü, ve yarım uyakla sağlanmıştır. Verilen örnek şiirin büyük bir kısmı 4+4 duraklı 8’li hece ölçüsüyle yazılmıştır. Ayrıca dörtlüklerin sonunda tekrarlanan “Bana seni gerek seni” dizesi şiire bir ritim katmıştır.

——————beni
Bana seni gerek seni
——————-gün
Bana seni gerek seni
* “n” yarım kafiye / “-i ve –ü” redif

————–sevinirim
————–yerinirim
—————-avurum
Bana seni gerek seni
* “-in” tam kafiye / “-irim” redif

—————öldürür
—————daldırır
—————doldurur
Bana seni gerek seni
* “-l” yarım kafiye / “-dürür” redif

Şiirde koşma kafiye örgüsü kullanılmıştır: aaba, ccca, ddda…

Şiir Dili: Şiir dili, doğal dilden hareketle kurulan yeni bir dildir. Daha çok sözcüklerin mecaz anlamı, ifadenin, söyleyişin coş-kusu, çağrışım ve duygu değeri üzerinde durulur. Tasavvuf düşüncesini dile getiren şiirlerin öğretici¬lik yanı da vardır. Yunus Emre bu düşünceyi geniş halk kitlelerine konuşma diline yakın, sade bir Türkçeyle ulaştırmayı başarabilmiştir.

Açıklık, yalınlık, derinlik, içtenlik ve heyecan, Yunus’un şiirinin başlıca özelliklerindendir. Bu özellikleri şiirlerinde başarıyla uygulayan Yunus Emre için “Tasavvufî halk şiirinin en lirik şairidir” ifadesini kullanmak yanlış olmaz. Tasavvufun en karmaşık heyecanlarını bile kolayca ve güzel bir Türkçe ile anlatışı, Yunus’un Türkçeyi kullanmadaki başarısını gösterir. Bu yönüyle şiirleri sehl-i mümteniye örnek gösterilebilir.

Sözcüklerin ve eklerin yazılışına baktığımızda 13. yüzyılın dil özelliklerini görü¬rüz: “yanaram, vergil, maksudum…”
Şiirde “aşk, âşık, tecelli, sufi” kavramlarına yer verilmesi tasavvuf düşüncesinin özelliğidir.

Okuduğunuz şiirde şiir dilini oluşturan söz sanatlarına da yer verilmiştir:

Tezat : dün ü gün (gece gündüz), varlık – yokluk

Teşbih (benzetme) : Aşk; ateş, zincir ve denize benzetilmiştir. Aşkın bu kavramlara benzetilmesinin sebebi çileli ve zor bir yol olduğunu göstermek içindir.

Telmih :Yusuf Peygamber ile aşk kahramanları Leyla ve Mecnun’un isimleri anılarak bu hikâyelere gönderme yapılmıştır.

Şiirde Yapı: Şiirde anlam ve ses kaynaşmasıyla oluşan birimlere beyit, bent, dörtlük, şiir cümleleri denir. Bu birimler bir düzene bağlı olarak tema etra¬fında toplanarak yapıyı ve nazım şeklini oluşturur. Okuduğunuz şiir sekiz birimden oluşmuştur. Birim değeri ise dörtlüktür. Dörtlük, halk edebiyatı nazım birimidir. Şiirde birimler “aşk” teması etrafında bir araya gelerek “ilahi” nazım şeklini oluşturmuştur.

Şiirde Tema: Şiirin teması tasavvufun en belirgin özelliği olan “Allah aşkı”dır.

Gerçeklik ve Anlam: Şiirde soyut bir gerçeklik olan ilahi aşk anlatılmıştır. Şiirsel gerçeğin ifade aracı imge ve sestir. Şair bunu dile getirirken çeşitli ede¬bi sanatlarla somutlaştırma yoluna gitmiştir. Şiiri okurken aşk derdiyle yanıp tutuşan bir Yunus Emre âdeta bir tablo gibi gözümüzde canlanmaktadır.

Şiir ve Gelenek: Her kuşak kendi dönemini, zevk, anlayış, görgü, bilgi birikimi, düşüncesi ve duyarlılığından yararlanarak bir gelenek oluşturur. Geleneği sürdüren en önemli araçların başında edebi eser ve dil gelir.

Bu şiir, 12. yüzyılda Ahmet Yesevi’yle başlayıp 13. yüzyılda en olgun örneklerini veren tasavvuf anlayışı geleneğine göre ya-zılmıştır.

Metin ve Şair: ilâhî, dinî-tasavvufi edebiyatta; Allah’ın varlığı, birliği, Allah sevgisi gibi konuları işleyen nazım türüdür. Yunus Emre, şiirlerinde tasavvuf düşüncesini ve ilahi aşkı halkın kolayca anlayabileceği bir dille yazmıştır. Bu şiirinde de şairin edebî görüşünü yansıtan bir konuyu (ilahi aşkı) işlediğini görüyoruz. Eserlerinde Arapça ve Farsça sözcüklere de yer vermiştir. Ancak bu sözcükler Türk halkının diline girmiş, konuşulan, anlaşılan sözcüklerdir. Bu yönüyle Yunus Emre’yi Eski Anadolu Türkçesi’nin kurucularından sayabiliriz. Yunus Emre, o dönemde edebiyat dili olarak Türkçeyi, canlı biçimde kullanmıştır. Türkçenin kültür ve edebiyat dili olarak gelişmesine büyük hizmeti olmuştur.

Yunus, şiirlerinde hem ulusal ölçümüz heceyi hem de Araplardan aldı¬ğımız aruzu kullanmıştır. Nazım birimi olarak hem beyit hem de dörtlük kullanmıştır. Şiirlerini daha çok ilâhi, nutuk ya da nefes türünde söyleyen Yunus Emre; hür düşünceli, anlama değer veren, Vahdet-i Vücud inancını ve ilâhî aşkı anlatan bir mutasavvıf şairdir.

Vahdet-i Vücud inancına göre tek gerçek varlık Allah’tır. Ondan gayrı ne varsa, yani bütün evren O’nun yansımasıdır. Allah bilinmeyi dilemiş, kâi¬natı yaratmıştır.

İLAHİ HAKKINDA KISA BİLGİ

• Dinî – Tasavvufi Türk şiirinde Tanrı’yı öven man¬zumelerdir. Dinî yönü ağır basar. Divan şiirinde “tevhid ve münacaat” ne ise tekke edebiyatında ilahi odur, denebilir.
• Tarikatlara göre çeşitli adlar alın Mevleviler’de “ayin”, Bektaşîlerde “nefes”, Gülşenilerde tabuğ, Halvetilerde “durak” Alevilerde “deme” gibi.
• İlâhiler yapı olarak Türk halk edebiyatı nazım biçimlerinden “koşma” biçiminde düzenlenir.
• Hece ölçüsünün genellikle 8’li kalıbıyla, “aaab, cccb, dddb” uyak düzeninde ifade edilir.
• Tekkelerde düzenlenen dinsel törenlerde kendi¬lerine özgü ezgilerle söylenir.

alıntı!

SESSİZ GEMİ ŞİİR TAHLİLİ

Artık demir alma günü gelmişse zamandan,
Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Bîçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!

Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

SESSİZ GEMİ ŞİİRİNİN TAHLİLİ

Şiirimizi tahlil ederken arûz şiiri olması hasebiyle kullanılan sanatlardan, şiirin kalıbından bahsetmek gerekir ama bu tür ayrıntılarla sizi sıkmak istemiyorum. Ama genel olarak bu şiirde YAYGIN İSTİARE dediğimiz sanatın kullanıldığını söylemek mümkündür.

(YAYGIN İSTİARE: Benzetmenin temel öğelerinden yalnız biriyle, çok sayıda benzerlikleri sıralayarak yapılan istiaredir. SessizGemi ruh söylenmemiş (benzeyen), Benzetilen yani gemi söylenmiştir.)

Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

Şairin, bu kısa ama anlamlı şiirinin giriş beyiti gerek ses ahengi gerekse de zihnimizde canlandırdığı resim itibariyle bizi hemen kendisine çekiveriyor.
Daha ilk beyitte hemen hemen bu şiiri okuyan herkesin gözünün önüne bir liman, bir gemi resmi çıkıverir. Bu da bu şiirin tasvir konusunda da ne kadar güçlü olduğunu devamındaki beyitlerde ispatlayacaktır. Başta da söylediğimiz gibi sembolizmin Türkiye’deki öncü şiirlerinden biri olan Sessiz Gemi şiiri için kelimelerle çizilen resimdir de diyebiliriz.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Bir gemi düşünün ki hiç yolcusu olmayacak ve giderken onu uğurlayan kişiler el sallayamayacak. Hele bu işin içinde ölüm varsa bu hareketler oldukça garip kaçacaktır. Gerçi günümüzde hiçbir dinde tasvip edilmeyen alkışlama, şarkı söyleme gibi çağ dışılıktan da öte yobazlıkla ilişkilendirebileceğim tutumları göz ardı ederek bunları söylüyorum.
Şiirimizin ikinci beyitinde resme biraz daha renk katıldığını görürüz. Bu beyitte de yine o ses ahengi devam eder. Okurken sanki bir ritim size eşlik eder. Bu da şiirin müzikal bir yönünün olduğunu gösterir. Ki bu şiirin şarkı olarak diller de dolanması da bunu ispatlamaktadır.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Bir de yolculuk düşünelim. Ama bu şiirin sembolize ettiği ölüm yolculuğu olmasın. Bir annenin oğlunu askere uğurlamasını göz önüne getirin. Evladını asker ocağına kim bilir ne düşüncelerle gönderiyor. O anın resmini çizmek istese bir ressam acaba o elemi nasıl çizerdi? Bunu çok merak ediyorum. Hele hele ülkemizdeki gibi evlatlar askere kurbanlık niyetine yollanıyorsa…
Türk analarındaki bu yüksek düşünce bizleri belki de binlerce yıldır ayakta tutan nedenlerden bir tanesi. Onun içindir ki her ana, yavrusunu asker ocağına gönderirken büyük bir keder içindedir. Ve o askerlik süresi boyunca gözü hep kapıdadır. Oğulcuğu her an çıkıp geliverecek gibidir. Ama yüreğinin bir köşesinde hep kara bir düşünce de vardır.. “Ya gelmezse!” diye..

Bu örneği size şiirin her beyitine onlarca anlam yüklenebilir olduğunu göstermek için verdim. Aslında ölüm tasvir ediliyor ama bakın burada ben bu düşünceye de hasıl oldum. Zaten bir şiiri veya nesri önemli kılan ve onu büyük eser eden özelliklerden bir tanesi de o eserin her okunduğunda zihnimizde yeni bir çağrışım uyandırmasıdır.

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Bu beyitte ise şair artık asıl maksadını işaret etmeye başlıyor ve resme bir fırça darbesi daha atıyor. Bu beyitte şairin karamsarlığını da görmek mümkün. Aslında şiirin tümünde olan bu karamsarlık, burada çaresizliği de yanına alarak karşımıza çıkıyor. Aruz şiirinin yalnızca Osmanlı Türkçesi ile yazıldığını sananlar Mehmet Akif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirlerini okuduğunda bu düşüncenin yanlışlığını apaçık görmektedirler. Hele hele İstiklal Marşı’nı bile hece şiiri sanıp parmak hesabına düşenleri de gördükten sonra Türkçe aruz şiirinin ülkemizde yeterince anlaşılamadığını düşünmeye başlıyorum.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Aslında bu şiiri sevgililerine aşk şiiri diye gönderenleri önceleri yadırgıyordum ama yukarıdaki beyitlerde söylediğim gibi “her okuyanda farklı düşünceler meydana getirmelidir” sözüm yüzünden bunu söyleyemiyorum Çünkü bu beyit beni bu yadırgamamdan alıkoyuyor. Bu beyiti sevgilisinden ayrılmış birinin sevgilisine gönderdiğini hayal ediyorum.. Ne kadar anlamlı bir beyit… Bu şiiri pek çok şiirsever gibi öyle üstün körü okusaydım ben de elbet ayrıldığım sevgilime bu beyiti hiç sakınmadan gönderirdim..

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Şiirimizin son beyitinde şiire anlamlı bir nokta konduğu gibi zihnimizde oluşan tablo da öyle yarım bırakılmıyor. Bilakis tabloyu şiiri okuyanın tamlaması için eline bir fırça ve boyalar veriliyor. Şiiri okuyan ister siyaha boyar ister maviye…

Şimdi şiir yazma gayretinde olan insanların şapkalarını önlerine koyup bir kere daha düşünmelerini istiyorum. Böylesine şiirler yazmak elbette her kişinin harcı değil ama en azından yazılan şiirleri ya da okunan şiirleri böylesine farklı bir bakış açısıyla irdelemek gerektiğine inanıyorum. Yani her alt alta gelen dizenin şiir olmayacağı düşüncesi herkeste oluşmalıdır. Günümüzde ne yazık ki aruz şiirinden daha zor bir tür olan serbest şiir almış başını gidiyor. Böyle binlerce şiircik okumuş biri olarak şiirleri üzerinde emek vermeyen, onları her açıdan akıl ve hayal süzgecinden geçirmeden başkalarıyla paylaşan insanların biraz daha titiz olmalarını ümit ediyorum.

SESSİZ GEMİ VE BEN

Eminim herkesin dilinde, hafızanda ve gönlünde mutlaka bir şiir yer edinmiştir. Şiirin tamamı olmasa bile bir dizesi, bir beyiti ya da bir mısraı… Hal böyle olunca ben de gönlümde yer alan, hayatıma yön veren bu şiir hakkında böyle bir tahlil yaptıktan sonra, Sessiz Gemi şiirinin benim için neden bu kadar önemli olduğunu paylaşmak istiyorum.

Sessiz Gemi şiiri benim bugün Türkçe öğretmeni olmamdan tutun da, hayata bakış açımın değişmesine kadar pek çok noktada etkisini gösteren bir şiirdir. Hatta denize ve gemilere olan ilgimi, üniversiteyi okuyacağım şehre kadar olan seçimlerimi belirlememde de bu şiirin etkisi vardı.

Lise yıllarımda edebiyat dersimizde bu şiiri işlediğimiz günü bugün gibi hatırlıyorum. Sayfalar dolusu yazmış, saatlerce bu şiir hakkında konuşmuştuk. Hatta bi ara öğretmenimize latife edip; “Hocam şu konuştuklarımızın onda birini şair düşünmemiştir” demiştik.

İlk olarak bu şiir aracılığıyla tanıştım ölüm temasıyla. Önceleri hiç bu kadar sık gelmezdi aklıma ölüm ama şiir beni öylesine etkilemişti ki ister istemez ölümü düşünmeden edemiyor hatta her gün kendime çeki düzen verme telaşına düşüyordum. Şiire olan sevdam beni Türkçe öğretmeni olma yolunda teşvik etti. Sonra üniversite sınavlarına girdik. Tercih dönemimiz geldiğinde limanı olan tüm illeri tercihimde üst sıralara yazdım. İlla ki liman olmalıydı. Allahın bir lütfu olsa gerek ki Çanakkale gibi bir ilde üniversiteyi okudum. Her gün iskeleye iner oradaki çay bahçesinde çayımı yudumlarken rıhtımdan kalkan gemilere öylece bakardım. Bazen arkadaşlarımı yolcu etmem gerektiğinde bile şiir aklıma gelir el bile sallayamazdım. Tabi kimse bilmedi bunun nedenini…

((((alıntı)))))

GECEDEN KALAN

hangi şiirin mısrasıdır ki gözlerin
cehennem yangınları gibi düşer gönlüne bir şairin
bir düş ki, düşer alevlerin ötesine…
kırılır içimde aynalar
ve kuruyan dudaklarımda
bir nefeslik duadır adın…

bir deprem yayılır karasına gecenin
alaca bir karanlıkta kaybolur
kendi yarasına merhem bir derde düşer
içimdeki şair..

kırık dökük bir düş düşer payıma
karanlıktan korkar içimdeki türkü
sesini saklar bir peri
sesine muhtaç bir şairden…
bu sessizliğin öldürecek beni
tükenirken nefesim
medet yar…

ŞAHBEYİT
FATİH ŞAHİN IŞIK

BİR MISRA

 

sonra bir mısra dilendi şair
gözlerine bakıp bir ömür…

yorgun bir perinin
omzuna yaslayıp başını
bir damla gözyaşı döktü sonra
bir mevsim daha tükendi
şimdi nisan
bahara durdu dal
bahara durdu çiçek
bu ayrılık ne vakit tükenecek….

sonra bir mısra dilendi şair
ellerini tutup bir ömür…

sonra büyüdü
içimde yokluğun çığlığı
bir tek seni söyledi
yağmurda nisan
dalda bahar…
yorgunsun biliyorum

sonra bir mısra dilendi şair
tutunup yokluğunun acısına

ŞAHBEYİT
FATİH ŞAHİN IŞIK

İYİ GECELER

sonra sönüverir ışıkları şehrin
düşer göz kapakları
yenik düşer kirpiklere
düşerim düşlere

iyi geceler…

Etiket Bulutu