FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘Senin’

Bir Selama Deymedi

Bir Selama Deymedi

 

Bu gün men seni gördüm,
Salam vermek istedim,
Yüzünü yana tutdun.
Soyle, yıllerden beri
Kalbimizin bir duyub
bir vurduğu yılleri,
sahi, ne tez unutdun?
Beş yıldır gozümüzden akan o kanli seller,
Bir selama deymedi?
Heç yüzüme bakmadan yanimdan nece gecdin?
Sen askin salamini qorkuyami deyisdin?
Yoksa sen oz ahdine, ilqarina ag oldun?
O qeder yakin iken, bu qeder uzaq oldun.
Sirin guluslerimiz, aci feganlarimiz
Bir selama deymedi?
Qaygili anlarimiz, qaygisiz anlarimiz
Bir salama deymedi?
Sen neyledin, bir dusun!
Yalniz şindi anladim; ahh, sen daha benim icin
Elyetmez bir ciceksen,
Yasanmis gunlerim tek geri donmeyeceksen!…
Kop ey tufan, es ey yel! Hezel olum, tokulum
Duz bes il yureyimde
Beslediyim mehebbet, bir selama deymedi.
Bir gunluk hesretime doze bilmeyen, gulum,
Bes ne oldu? Bu hesret bir selama deymedi?
Getdin, dalinca bakdim, can ayrildi canimdan,
Sen nece etinasiz ote bildin yanimdan?
Ah cekdim, basim uste yapraklar esdi, gulum,
Senin kalbin esmedi.
Arkana da bakmadin!
Niye senin yolunu mehebbetin kesmedi?…
Kazancimiz de, bumu?
Verilmeyen o selam elvedamiz oldumu?
Sen mene zulm eyledin, mene zulm yarasir.
Bir selama deymeyen aşka ölum yarasir!

Bahtiyar Vahabzade

Bedirhan GÖKÇE – Bir Selama Deymedi – Bahtiyar Vahabzade – İndir  | Alternatif

http://www.siirfm.com/wp-content/plugins/nazdrave-mp3/mp3player.swf

BİR NEHRİN TÜKENİŞİ

hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun

hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın…

tükenişi bir aşkın
bir nehrin tükenişine benzer
ne deniz olabildin
ne nehir kalabildin…

kendin ol
kendin ol
sen buysan başkası ol!

buysan kederden öleceğim
başkası olursan da kimi seveceğim?

/ne diyarbakır anladı beni ne de sen
oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen…/

YILMAZ ODABAŞI

Yenik Serçe

I
Yaban
ve asi
dağlara dağılan taylar gibi.
ve yangın
gençliğinin alazında ışıltılı bıçaklar gibi.

Adana’da yollara dizilmiş garlarda,
çığlık çığlığa peronlarda
çocuklar gibiydi gözleri.

/Adı Nevin,
şarap içer, rüzgâr giyerdi geceleyin…/

II
O, kanadı kırık bir kuştu,
beyaza vurulmuştu;
kimseler görmedi bir başka renk sevdiğini.
Kimseler…Görmedi kimseler kirlendiğini…

/Adı Nevin,
hüzün kokar ve korkardı geceleyin…/

III
“Kendini martılarla bir tutma” derdim; “senin kanatların yok. düşersin,
yorulursun, beni koyup koyup gitme ne olursun! ”*

O, kanadı kırık bir kuştu,
gülümserken vurulmuştu.
Kimseler görmedi uçtuğunu.
Kimseler…Görmedi kimseler öpüştüğünü…

/Adı Nevin,
özlem tüter ve ç(ağlardı) geceleyin./

IV
“Işığın” diyordu: Kırılıp düştüğü yerlerden geliyorum; karanlık kördü ve acımasız… Ellerimle kırdım ben de kalan kanatlarımı; kanat- larımı kanatmaktan geliyorum…

V
O bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı. Sonra da çift çıkardık; kar yağardı, biz dinlemez, çıkardık! O kentte bütün sokaklar biz yan yana yü- rümeyelim diye dar yapılmıştı, insanlar dar yapılmıştı, çıkardık!

Kar durmazdı, üşüşürdü saçlarına ve hep bir şeylere ağlardı o karlı havalarda…Avurtlarına çarpan kar taneleri, gözyaşlarının sıcak- lığına çarpıp erirdi… Erirdi… Biz yan yana, yana yana… Yana yana!

/O bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı,
ben yürüsem bütün yollar ona çıkardı…/

VI
Gitti… Kanatları yüreğimdeydi.
Kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi.
Yitirdim o aşkın kimliğini;
h ü k ü m s ü z d ü r…

/Adı Nevin,
ihaneti tutuşturduk bir sabahleyin! /

Yılmaz Odabaşı

SEMİHA BİLMESİN

Kimseler bilmesin bu şehrin yandığını
Ellerimde beş parmak kül
Bakışlarım bir çift kızıl gül
Kimse anlamaz beni
Alt tarafı bir çocukluk gülüşü,
Yamalı, yarım…
Alt tarafı bir nevruz çiçeği,
İki günlük fırtına…
Ve bu hesaplı hayat ağır geliyor bana
Kimselere söyleme
Semiha bilmesin
Kendimi yaktığımı

Ben eksik bir akşamdaydım, bilmiyordum
Denizler alçalmıştı, açelyalar çekilmişti
Başka bir baharda unutmuştum,
Neydi şiir gibi yaşamak,
Yağmura tutulmak,
Ölümüne sevmek,
Ölümüne unutulmak…
Oysa gerçek gibi bir hayatım var artık
Bir bakışın dokunsa, hayatım darmadağın…
Bu örtülmüş yanımı,
Kimselere söyleme
Semiha bilmesin.
Semiha bilmesin,
Senden çok korktuğumu…

Bir oyun bu, biliyorum
En zamansız yerde açılır perde,
En anlamsız vedalarla kapanır
Biz hem oyuncuyuz, hem de seyirci
Onun için alkışlar saklanmalı
Son sahne son nefestir, herkes alkışlanmalı…
Ama senin bakışların sen
Benim bakışlarım ben
Kimselere söyleme
Semiha bilmesin,
Semiha bilmesin
Bu oyundan bıktığımı…

Ben bir türkü duysam, ta burçlara çıkarım
Bir iğde çiçeğine gençliğimi yakarım
Dolu dizgin bir şiire yürürsem,
Hiç hesapsız, köprüleri yakarım
Sevsem, kimse katlanmaz bana
Kimse kaldıramaz bakışlarımı
Benim bir belâya yürüdüğümü
Kimselere söyleme
Semiha bilmesin.
Semiha bilmesin
Seni çok sevdiğimi…

30 ŞUBAT

30 şubat’ta mı geleceksin, başım gözüm üstüne, peki gel
Menekşeler yetiştireceğim senin için, bekleyeceğim
Saçlarım taralı, gömleklerim ütülü
Sobaya bir odun daha atacağım, peki gel
Eski fotoğraflara bakarız belki, eski şarkılar dinleriz
“Ah ne çok sevmiştik birbirimizi”
30 şubatta mı geleceksin, peki, gel…

Hani mevsim kışsa, yıldız bulmam zor olacak
Bulutlar geçecek gözlerimden, ihtimal…
Kızıl-kıyamet olsa da her tarafım, üzülme,
Ben kara gözlü bir çocuğum, kendime masallar anlatacağım..
Bir masala tutununca ellerim kanasa da,
Uyuyunca geçecek, biliyorum,
Kendimi dizinde uyutacağım…
Biliyor musun, sen olmayınca ben bir tuhaf oluyorum
30 şubatta mı geleceksin, peki…gel…

Sen kapıdan dönmeyesin diye, evden çıkmam, merak etme
Kar olur, kış olur, üşürsün, neme lazım
Bir çay koyarım sobaya, radyoda incesaz…
Terliklerini çıkartırım dolaptan, odamız hüzzam, odamız hicaz..
Henüz almadığım bir mektup gibi bekleyeceğim seni
Aslında o kadar da kötü değilim, kafana takma sen beni,
Bir rüya gibi değil mi, gözlerimi açacağım, bitecek
Seni rüyaların en sonuna saklayacağım..
Neyse…uzun etmeyim
Gelmeyeceğim diyeceğinden korkmuştum asıl
30 şubatta mı geleceksin..peki..gel

DERVİŞ VE MİSAFİRİ

Evinde ömrünü ibadetle geçiren bir derviş varmış.Günün birinde bu dervişe bir misafir gelmiş.Derviş de misafiriyle birlikte hurma yemiş.Misafir hurmayı beğenerek demiş ki; “Bu ne tatlı hurma, bizim memleketin toprağı bu çeşit hurmayı yetiştirmeye uygun değildir.Üstelik sizin memleketinizin meyvesi bol olduğundan bu hurmaya ihtiyacınız yoktur.Dolayısıyla bu zahmetten vazgeçmeniz daha doğrudur.Zahmetiniz de zaten boşa gidecektir.Bilirsiniz ki olmayacak bir işin peşinde koşmaktansa olacak bir işin peşinde koşmak gerekir.

Meğer bu derviş İbranice konuşuyormuş ve misafir onun bu tatlı konuşmasından etkilenmiş ve hoşlanmış.O da bu dili derviş gibi konuşmak için günlerce uğraşmış.
Derviş onun bu haline bakarak;
“Yahu demiş, senin kendi ana dilini bırakarak İbraniceyi öğrenmeye heves etmen karganın macerasına benziyor.”
Misafir sormuş:
“O da ne demek?”
Derviş de cevap vermiş:
Derler ki: Karganın biri serçenin yürüyüşüne bakmış ve onun sekerek yürüyüşünü beğenerek onu taklide özemiş.Fakat ne kadar uğraşmışsa da o yürüyüşe alışamamış ve vazgeçerek eskisi gibi yürümek istemiş.Fakat bunu da becerememiş ve kuşların en kötü yürüyeni olmuş.
Sende kendi bildiğin dilini bırakarak İbranice konuşmaya uğraşıyorsun,fakat dilin İbraniceye yatkın değil.Korkarım ki İbraniceyi öğreneyim derken kendi dilini de şaşıracaksın ve zamanla herkes seni ayıplayacak.

5N 1K

5N1K

aslında hikayenin özünde
aşk vardı…
kimse anlayamadı

ne..
bir peri fısıldar aşkı
her gece düşlerimden önce
kulaklarıma…

nerede ….
senin olmadığın her yerde
yarımdı cümleler
ve kanardı bir şiirin parmak uçları

ne zaman…
sen gittikten sonra
hiç bir şair tek bir cümle bile yazamadı
bir perinin gözyaşıyla ıslandı kağıt

nasıl…
ve durmaksızın ağlıyordu
bir sokak lambasında asılı duran gölgem
gitme….

neden…
şimdi sensiz bir gecenin ortasında
bir tetik
ha düştü ha düşecek
canımsız kaldım…

kim…
sen aslında bu hikayenin
olmazsa olmazıydın

Etiket Bulutu