FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘Istanbul’

Ayrılık Gelmeden Git Sen

kimsesiz bir gökyüzüne
lâl bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır,
karanlık sularda,bir âmânın gözlerini araması kadar kör;
yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi
yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi…
çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda
bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
her hece aklımın kabristanlarında yankılanan
sahipsiz bir ölüm çığlığı,
masumiyeti sesimde eskiyen…
ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara
hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
yüreğimin sevda çukurlarında…
hadi yâr kendini al gecelerimden
al ve git!
zaten bir uzak düştü benimki;
ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken,
ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde
hani meçhul bir izbede seninle el ele…!
oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben
bilmem hangi şehrin emanetçisinde
ve senden habersiz,
adından acılar türetiyorum şimdilerde…
dilimin ucuna geliyorsun bir zaman
yaşamak soruyorsun!
yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,
dönüşsüz bir türkünün kambur sesinde yitip giden…!
ve dinledikçe kendimi,
kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…
ben kaçmak isterken her şeyden
gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.
sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer
her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin
ve bizden çok uzakta
mevsim çömezi bir haziran
sonbahara uyanır şehr-i İstanbul,
gözlerinde bir mavi yangın
ve saçlarından dökülür martılar
Üsküdar’da pasaklı bir deniz kızının
sâhi martılar diyordu bir şair:
“martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş
yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda
bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
yağmasın diye kulelerde saklanan..!

işte böyle “can” dediğim:
yetim çocuklar hüznünde
kâhır yüklü gölgeme
çokça sahiplik etmişken bedenim,
yorgunluğun kıyısında
hüzün olup işlenmişim ömür gergefine…
çapulcu dillerin nazarında
sevdaya zûl libaslar giyinen,
uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım…
ötesi yok!
gurbet yokuşu ağlamalar pazarında
iki damla gözyaşıymış bedelim
ve soyunup benliğimden
elem üstüne elem giyinmiş
sana pervane yüreğim
gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
hiç ses etmemişim
meğer ne çok kedermiş
gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!
lâkin sevmişim işte
her şeyden ve herkesten öte
sadece sevmişim seni…
ama sen kendini sök düşlerimden
sök ve git şimdi!
yolların koynunda
başımı yaslayıp ölümün yamacına
bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
sen kaç benim kalabalığımdan
ve bir intiharın şafağında
sesini sil şiirlerimden
olmasın dönüşü gittiğin yolun
kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde
sonsuz bir gidişle
unutmalara aç yüreğini,
yüreğini toparla yüreğimden
cellat bayramı asılışlarda
nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
ve zamana not düşsün akreple yelkovan
yüzün kalbimin ortasında
yalnızlık yazgısı yemin olsun
ki belki arınıp mezar kalabalıklardan
ben yine ben olurum…!
yağmurlu bir gökyüzü akşamı
hani olur ya!
düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
“ziyan ömürler kucağında
kendine has ölümler büyüten
bir deli çocuktu” dersin…
hadi git şimdi
git ki gözlerine “ayrılık” değmesin…
Kahraman Tazeoğlu

Reklamlar

İSTANBUL’ DA BİR RÜYA

Her ne zaman,
Bir köşesine sızıp kalsam odamın ,
Korkularımı götürdüğüm düşlerimde,
Seni, Gülhâne’de ağlıyor bulurum.
Ah Eylül Gülüm!
Sanma ki;
Kırılan bir yüzüğün peşinde özgürlüğüm
Ben bu dört duvarlık hayatı,
Yaşadıysam
Senin için yaşadım.
Ve yine bu dört duvar arasında ,
Öleceksem,
Senin için ölürüm…

Artık senden öte hiçbir şey,
Düzenimin bir parçası olmuyor.
Gözlerimi kapatıyorum,
Fatih’te bir parkta,
Yağmur başlıyor.
Ellerinden tutuyorum
Başın göğsüme düşüyor, sırılsıklam
Ah Eylül Gülüm!
Bir yorgun otobüs geçiyor gözlerimden,
Bir rüzgar geçiyor,
Her şeyi yeni baştan unutuyorum…

Ah Eylül Gülüm!
Bu bir rüya olsun, ne olur
Sancılarımı taşıdığım bir rüya.
Yine ağır-ağır,
Lodosa tutulmuş gemiler gibi,
Sarayburnu’nda beş parasız dolaşalım seninle
Ben çok üşürüm, bilirsin
Ama olsun
Otobüse gecikmeye çalışalım seninle
Oldu olacak, Anıt’ta çay içelim,
İçimiz ısınsın, gözlerimiz ısınsın
Ve gece, hiç uyumayalım, ne olur
Hiç uyumayalım,
Ömrümüzde böyle rüya olmasın…

YORGUNSUN

Bir akşam geldin işte
Omzunda mazinin hüzünlü yüzü
Dingin bir fırtınaydı dokunduğum her hece
Ya da çırpınan bir gül,
Vapursuz,martısız,İstanbul’suz bir deniz…
Nasıl sevseydim seni?
Annem,kızım,sevgilim
Üç nesildir incitmeden sevdiğim,
Bir sabah da ellerin çiçeklerle uyansın
Öykünü dizlerime dök,
Yorgunsun….

Bir akşam geldin işte
Ben,bir akşam kaçmak istedim
Sigaramı,çakmağımı,hikayemi o masada bırakıp,
Yüzümü rüzgara açmak istedim…
Oysa ki dostum,
Kardeşim,
Sevgilim,
Bir savaşı kaybetmek koymadı bana
Kılıcımı bıraktım,
Gözlerimi indirdim.
Ben,bir gül yangınını denizlerle söndürdüm
Ah,unutulmak istedim
Unutulmak istedim
Beni şarkılara bırak,
Yorgunsun…

Bir akşam geldin işte
Hoş geldin diyemedim..
Aşkım yaralardı değdiği yeri,
Gözlerine kıyamadım.
Kumdan kaleler yaptım ömrüme,
Yıktım senden habersiz
Şiirler anlamsızdı,kahramanlar kadersiz…
Yavrum,
Güzelim,
Sevgilim,
Söylenecek başka bir şey yok
Beni,
Ölümüne,
Bırak..
Yorgunsun….

Etiket Bulutu