FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘Hemen’

Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık

Sivas/Zara-Nurettin Akyürek-TRT Ankara

Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık
Düşmüşüm Derdine Olmuşum Aşık
Ağ Buğday Benizli Zülfü Dolaşık

Dividim Kalemim Yazarım
Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
Yar Bende Oy Bende
Aha Ben Gidiyom Sen Hemen Ağla
Yan Ağla Dön Ağla

Yüce Dağ Başından İndiremedim
Yönünü Yönüme Döndüremedim
Bir Yarin Aklını Kandıramadım

Dividim Kalemim Yazarım
Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
Yar Bende Oy Bende
Aha Ben Gidiyom Sen Hemen Ağla
Yan Ağla Dön AğlaYüce Dağ Başında Yanar Bir Işık-3

Sivas/Zara-Nurettin Akyürek-TRT Ankara

Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık
Düşmüşüm Derdine Olmuşum Aşık
Ağ Buğday Benizli Zülfü Dolaşık

Dividim Kalemim Yazarım
Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
Yar Bende Oy Bende
Aha Ben Gidiyom Sen Hemen Ağla
Yan Ağla Dön Ağla

Yüce Dağ Başından İndiremedim
Yönünü Yönüme Döndüremedim
Bir Yarin Aklını Kandıramadım

Dividim Kalemim Yazarım
Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
Yar Bende Oy Bende
Aha Ben Gidiyom Sen Hemen Ağla
Yan Ağla Dön AğlaYüce Dağ Başında Yanar Bir Işık-3

Sivas/Zara-Nurettin Akyürek-TRT Ankara

Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık
Düşmüşüm Derdine Olmuşum Aşık
Ağ Buğday Benizli Zülfü Dolaşık

Dividim Kalemim Yazarım
Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
Yar Bende Oy Bende
Aha Ben Gidiyom Sen Hemen Ağla
Yan Ağla Dön Ağla

Yüce Dağ Başından İndiremedim
Yönünü Yönüme Döndüremedim
Bir Yarin Aklını Kandıramadım

Dividim Kalemim Yazarım
Böyle Bir Yavrunun Derdi Var Bende
Yar Bende Oy Bende
Aha Ben Gidiyom Sen Hemen Ağla
Yan Ağla Dön Ağla

Ateş Sıcağında Dürüstlük Sınavı

Bir zamanlar Basra’da ormanla kuşatılmış bir ada vardı.Ada değil sanki bir cenneti burası.Yemyeşil ağaçlar…Berrak sular…Kuşlar…Çiçekler…Birbirinden güzel canlılar yaşardı, ormanda. İçlerinde birisi vardı ki, oldukça değişikti.Keskin dişleri vardı.Güçlü pençesi…

Çok çevikti.

Kaplandı bu.

Gücü sayesinde ormanın kralı olmuştu.Suçluları hemen cezalandırırdı.

Haksızlığı önlerdi.Yoksullara yardım ederdi.

Hayvanlar onu hem seviyorlar hem de korkuyorlardı.Kaplanın miniminnacık bir de yavrusu vardı.Gözü gibi koruyordu onu.Ormanın yönetimini ölünce ona bırakacaktı.

Yönetime ilişkin bilgilerle donatmıştı onu.

Haklı ile haksızı nasıl ayırdedeceğini öğretmişti.Suçlunun nasıl belirleneceğini…Nasıl cezalandırılacağını…Haklıya hakkının ne şekilde verileceğini…Toplum yararın çalışanın hangi biçimde ödüllendirileceğini…

Her ölümlü gibi Kaplan da göçüp gitti bu dünyadan.

Yavru henüz büyümemişti.Babası sağlığında onu ormanın yönetimine getirmemişti.

Bu durum, ormanda karışıklığa yol açtı.Vahşi hayvanlar birbirlerine girdiler.Herkes liderlik peşindeydi.

Büyük kavgalar oldu.Birçok hayvan birbirini hırpaladı.Bazıları öldü.

Sonuçta galip çıkan aslan oldu.

Dev pençeleriyle herkese korku verdi.Hiçkimse karşısına çıkamadı.

Yavru Kaplan çaresizdi.Bir süre ortalıkta görünmedi.

Kimsenin olmadığı ıssız yerlerde gezindi.

Epeyi bir zaman başıboş, serseri gibi dolaştı.Sonunda pençesi kuvvetlenmişti.Oldukça güçlenmiş, dişleri de keskinleşmişti.

Gitti, yaşlı kaplanlara danıştı.Arslana karşı bir harekete girişmek istiyordu.Yaşlılar deneyimlerini anlattılar…Onu yüreklendirdiler…Fakat herhangi bir eyleme giriştiğinde onu destekleyemeyeceklerini söylediler.

Yavru Kaplan, Arslan ‘a bizzat kendisi gitti.

Arslan, iyi kalpli biriydi.

Kaplan’ı sarayına aldı. Yakınında bir görev verdi.Her defasında ona güvendiğini belirtiyordu.

Günler böyle geçip giderken…

İlginç bir olay oldu.

Hava sıcak mı sıcaktı. Bunalmıştı herkes.Uzak bir yerde görülmesi gereken bir iş çıktı.

Arslan sarayda düşünceli düşünceli geziyordu.

“Bu görevi kime verebilirim? Kim bunun üstesinden gelebilir?” diye koşuşturuyordu.

Kaplan içeri girdi.

– Sizi bu düşünceye düşüren nedir? diye sordu.

Arslan,

– Hava çok sıcak olduğu için kimse görev istemiyor, dedi.

Kaplan,

– Havanın sıcak olması göreve koşmaya engel değildir, dedi; izniniz olursa bu işe ben gitmek istiyorum.

Arslan çok şaşırdı.

“Nasıl olur” diye düşündü.Kimse gitmek istemezken…Gerçi kaplana güveniyordu.Onun bu işi başaracağına da inanıyordu.

– Beni çok sevindirdin , dedi.

Kaplan hemen davrandı.Yanına birkaç asker de alarak yola çıktı.

Havada ateş sıcaklığı vardı.Güneş yeryüzünü ateş yalımı gibi yakıyordu.

Epeyi yol aldılar.

Artık yürümek imkansızlaşmıştı.

Kaplanın yanındakiler daha fazla dayanamayacaklarını söylediler.

Biri atıldı,

– Şurada, serin bir yerde dinlensek dönüp gitsek arslanın ne haberi olacak? diyecek oldu.

Kaplan kestirip attı:

– Sizler dayanamıyorsanız geri dönün. Ben tek başıma devam ederim.Padişahımızın bize güvendiğini biliyoruz.Bu güvene layık olmalıyım.

Kaplanın bu sözleri Arslanın kulağına gitti.Sevincine diyecek yoktu.Kaplan’a o olaydan sonra önemli görevler verdi.En yakınına aldı.Hayatı boyunca çok güvendi.

SAVAŞÇI

Ben bir savaşçıyım,yıkılmam hemen
Savaşçılar,uzun uzun savaşır
Kaşların Darboğaz,saçların Yemen
Ömrüm,kırk cephede hazin savaşır

Bir gün meydan bomboş,ne ses ne seda
Bir gün,canevime saldırır veda
“Merhaba,hoşça kal “ ya da “elveda”
Benimle,amansız sözün savaşır

Beyaz bayrak çeksen,tuzak der,kanmam
Sana değil,aşka sırtımı dönmem
Güç tükense kollarında,inanmam
Yayın düşse,cilven,nazın savaşır

Sen,mağrur kumandan,kale’ni yıksan
Ve er meydanından yenilmiş çıksan
Ellerin zincirli,karşıma çöksen
Bakışların kurşun,gözün savaşır

Biz,aynı duvarda iki ayrı taş
Aynı kutlu yolda iki ülküdaş
Biz düşman değiliz,bu aşk bir savaş
Bir Bozkurtla hilal yüzün savaşır…

Etiket Bulutu