FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘Hangi’

Gidemem

gidemem

 

Sanki bir pusuya yatmıştı İstanbul, şarjörüne ölüm sürmüş beklemiş,
Seni alıp giden tren, son vagon, son kampana,
Son kez el sallayışın gözlerime değil, beynimin en ücra hücrelerine işlemiş
Gidemem
Her yer seninle doluyken, baktığım her şey senden bir şey gizlerken
Dinlediğim her şarkı beni böyle darma dağın ederken
Gidemem
Ne olur böyle ıssız, böyle yalnız bırakma beni
Ben bir Eyüp sabrı ile beklerken seni
Şairin dediği gibi, hangi türbe dindirir bu acımı şimdi
Hangi dua, hangi evliya tesir eder seni geri döndürmeye şimdi
Söylesene, susma ne olur sende bir şeyler söyle
Ağız ucuyla da olsa bende gidemem de
Bunca yaşanmışlığı bir kalemde silemem de
Gitme…

Eyüp GÜNEŞ

Kadir YEŞİL – Gidemem – Eyüp GÜNEŞ | Alternatif

http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=14991046-f02

Bedirhan GÖKÇE & Eyüp GÜNEŞ – Gidemem | Alternatif

http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=14698622-92f

Reklamlar

Gidemem

gidemem

 

Sanki bir pusuya yatmıştı İstanbul, şarjörüne ölüm sürmüş beklemiş,
Seni alıp giden tren, son vagon, son kampana,
Son kez el sallayışın gözlerime değil, beynimin en ücra hücrelerine işlemiş
Gidemem
Her yer seninle doluyken, baktığım her şey senden bir şey gizlerken
Dinlediğim her şarkı beni böyle darma dağın ederken
Gidemem
Ne olur böyle ıssız, böyle yalnız bırakma beni
Ben bir Eyüp sabrı ile beklerken seni
Şairin dediği gibi, hangi türbe dindirir bu acımı şimdi
Hangi dua, hangi evliya tesir eder seni geri döndürmeye şimdi
Söylesene, susma ne olur sende bir şeyler söyle
Ağız ucuyla da olsa bende gidemem de
Bunca yaşanmışlığı bir kalemde silemem de
Gitme…

Eyüp GÜNEŞ

Kadir YEŞİL – Gidemem – Eyüp GÜNEŞ | Alternatif

http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=14991046-f02

Bedirhan GÖKÇE & Eyüp GÜNEŞ – Gidemem | Alternatif

http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=14698622-92f

Hangi Ayrılık

hangi ayrılık

 

Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?

Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
Hangi cama kafa atsam?
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
Hiç sanmam! …
Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
Olur mu be! . olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi?
Buruşturup bir kenara atılır mı?
Vefa bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

Dağ gibi adamı eze eze! …..
Hangi anası tipli parlak çömeze,
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
Ve! .. Hangi su bağışlatır?
Hangi musalla temizler beni?

Bu Nasıl Ayrılık? …

Yusuf HAYALOĞLU

Yusuf HAYALOĞLU – Bir Acayip Adam – Hangi Ayrılık | Alternatif

http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=14715695-726

Kadir OĞUL – Hangi Ayrılık – Yusuf HAYALOĞLU | Alternatif

http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=14715725-9ff

Talha Bora ÖGE – Gölge – Hangi Ayrılık – Yusuf HAYALOĞLU | Alternatif

http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=14715728-143

Bedirhan GÖKÇE – Hangi Ayrılık – Yusuf HAYALOĞLU | Alternatif

http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=14715738-b79

Ayrılık Gelmeden Git Sen

kimsesiz bir gökyüzüne
lâl bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır,
karanlık sularda,bir âmânın gözlerini araması kadar kör;
yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi
yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi…
çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda
bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
her hece aklımın kabristanlarında yankılanan
sahipsiz bir ölüm çığlığı,
masumiyeti sesimde eskiyen…
ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara
hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
yüreğimin sevda çukurlarında…
hadi yâr kendini al gecelerimden
al ve git!
zaten bir uzak düştü benimki;
ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken,
ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde
hani meçhul bir izbede seninle el ele…!
oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben
bilmem hangi şehrin emanetçisinde
ve senden habersiz,
adından acılar türetiyorum şimdilerde…
dilimin ucuna geliyorsun bir zaman
yaşamak soruyorsun!
yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,
dönüşsüz bir türkünün kambur sesinde yitip giden…!
ve dinledikçe kendimi,
kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…
ben kaçmak isterken her şeyden
gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.
sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer
her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin
ve bizden çok uzakta
mevsim çömezi bir haziran
sonbahara uyanır şehr-i İstanbul,
gözlerinde bir mavi yangın
ve saçlarından dökülür martılar
Üsküdar’da pasaklı bir deniz kızının
sâhi martılar diyordu bir şair:
“martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş
yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda
bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
yağmasın diye kulelerde saklanan..!

işte böyle “can” dediğim:
yetim çocuklar hüznünde
kâhır yüklü gölgeme
çokça sahiplik etmişken bedenim,
yorgunluğun kıyısında
hüzün olup işlenmişim ömür gergefine…
çapulcu dillerin nazarında
sevdaya zûl libaslar giyinen,
uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım…
ötesi yok!
gurbet yokuşu ağlamalar pazarında
iki damla gözyaşıymış bedelim
ve soyunup benliğimden
elem üstüne elem giyinmiş
sana pervane yüreğim
gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
hiç ses etmemişim
meğer ne çok kedermiş
gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!
lâkin sevmişim işte
her şeyden ve herkesten öte
sadece sevmişim seni…
ama sen kendini sök düşlerimden
sök ve git şimdi!
yolların koynunda
başımı yaslayıp ölümün yamacına
bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
sen kaç benim kalabalığımdan
ve bir intiharın şafağında
sesini sil şiirlerimden
olmasın dönüşü gittiğin yolun
kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde
sonsuz bir gidişle
unutmalara aç yüreğini,
yüreğini toparla yüreğimden
cellat bayramı asılışlarda
nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
ve zamana not düşsün akreple yelkovan
yüzün kalbimin ortasında
yalnızlık yazgısı yemin olsun
ki belki arınıp mezar kalabalıklardan
ben yine ben olurum…!
yağmurlu bir gökyüzü akşamı
hani olur ya!
düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
“ziyan ömürler kucağında
kendine has ölümler büyüten
bir deli çocuktu” dersin…
hadi git şimdi
git ki gözlerine “ayrılık” değmesin…
Kahraman Tazeoğlu

HABERSİZ

HABERSİZ

adına tutsak kelimeler saklarım
sensizliğimde…
içimde gölgeleri çalınmış bir şehir kayıp
ve sen kendi zindanına mahkum
bir damla gözyaşısın
dökemediğim…

hiç bilinmeyenli bir denklem oluyorsun
kimi zaman
hangi yanından baksan
tutarsız bir düş kuruyorum
bari bir an olsa
gözlerinde bahara dursam…
söyleme…
uyanırsam inanırım

şimdi yola çıksam
senden önce adımlasam kaldırımlarını
o ş ehrin
adını ezberletsem
banklara
kaldırım taşlarına
sahi
hiç umut olmadı değil mi ?

sonra bir gün batımında
adresini yitirmiş bir mektup çalsa kapımı
özledim işte…
var mı ötesi..

sabah oluyor
şimdi uyu
sonra okursun bu şiiri

ŞAHBEYİT
FATİH ŞAHİN IŞIK

UYKUSUZ

saat sabahın üçüelimde kalem
dilimde adın …

bir yıldız seçiyorum…
kurak mevsimler gibi yokluğun
içimde ne yana baksam senli bir acı
hangi şiiri seçsem sen oluyor bu gece
şuracıkta bir kırmızı kalem gibi duruyor yokluğun
jilet kesiği yaralarım oluyor bazen

şimdi çıkıp
karanlığın orta yerine bağırsam
bir anlamsız cümleye saklayıp adını
seni seviyorum

bu gece
çaldırdım mektuplarını
habersiz okudum şiirlerini
biliyorum
affetmeyeceksin beni
ama…
sende bir kaç şiirim olacaktı
bari onları oku…

saat sabahın üçü
uykuda olmalısın…
bir umut
düşlerine düşsem…
düşlerime düşsen…

SAMARRA

“Ve bir kadın, ’Bize acıdan bahset’ dedi. “HALİL CİBRAN

neresinden başlanırsa bir masala
ve neresinden kanarsa en çok bu yara
oradaydı aşk
ve o kadardı yokluğun…

bir varmış , bir yokmuştu aslında
kaf dağının ardında saklıydı
bu şiirin sırrı …
gözlerine benzer bir yaprağın
yeşiliydi mevsim
ve (samarra) gözlerinden sonrasıydı
içimizdeki yangın..

gözyaşlarımı saklayarak
bir bulutun beyazına
yorgun bir gölge düşürdün
sensizliğin orta yerine…
beni bu yalnızlığa hapsetme

ve (samarra)
yedi başlı bir canavardı
akıp giderken zaman
hangi takvim yaprağı
ve hangi saat var ki
anlatsın bu masalı

(samarra) nasıl bir depremdir ki,
devrilir üzerime gökyüzü
ilkin kırılır aynalar
kanatır içimdeki aksini
ve yaralı bir güvercin düşer avuçlarıma
durmadan sızarken içime karanlık
inadına uzayan geceleriyle
başucumda bekler kasım
sen de yoksun…
çaresizliğin öbür adıdır yokluğun

(samarra) duvarları yıkıldı bu masalın
az da gitsem /uz da gitsem
sende son bulur menzilim..
durmadan bir hançer dokunur
sol yanımdaki sancıya
ellerinden tutsam
bir amansız hasrete tutsak
durmadan uykusuzum oysa

şimdi vakit
aynı şehrin gökyüzünde
karşılayabilmektir güneşi…

(samarra)
sırası mıydı çekip gitmenin

Etiket Bulutu