FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘Gibi’

Ah Le Yar

Yücel Arzen

Sana Olan Duyguları
Bir Bilebilsen Anlayabilsen
Belki Severdin
İçimdeki Hasretini Bir Duyabilsen
Anlatabilsem
Belki Benimdin

Sana Sevdiğim Diyemem
Yalan Yalan Yalan Yalan
Vallahi Yalan İnan Ki Yalan
Sen Karasevdamsın Benim
Duman Duman Duman Duman
Hasretin Tüter
İçimde Yanan
Ah Le Yar Yar
Yine Başımda Sevdan
Ah Le Yar Yar
Geceler Kara Zindan
Ah Le Yar Yar
Bir Parçacık Canım Kaldı
Onu Da Sen Al

Aklıma Düştü Gözlerin
Bir Bıçak Gibi
Ah Silah Gibi
Cehennem Gibi
Söylenmemiş Türkümdün Sen
Unutmam Seni
Unutamam Ki

BİR NEHRİN TÜKENİŞİ

hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun

hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın…

tükenişi bir aşkın
bir nehrin tükenişine benzer
ne deniz olabildin
ne nehir kalabildin…

kendin ol
kendin ol
sen buysan başkası ol!

buysan kederden öleceğim
başkası olursan da kimi seveceğim?

/ne diyarbakır anladı beni ne de sen
oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen…/

YILMAZ ODABAŞI

Yenik Serçe

I
Yaban
ve asi
dağlara dağılan taylar gibi.
ve yangın
gençliğinin alazında ışıltılı bıçaklar gibi.

Adana’da yollara dizilmiş garlarda,
çığlık çığlığa peronlarda
çocuklar gibiydi gözleri.

/Adı Nevin,
şarap içer, rüzgâr giyerdi geceleyin…/

II
O, kanadı kırık bir kuştu,
beyaza vurulmuştu;
kimseler görmedi bir başka renk sevdiğini.
Kimseler…Görmedi kimseler kirlendiğini…

/Adı Nevin,
hüzün kokar ve korkardı geceleyin…/

III
“Kendini martılarla bir tutma” derdim; “senin kanatların yok. düşersin,
yorulursun, beni koyup koyup gitme ne olursun! ”*

O, kanadı kırık bir kuştu,
gülümserken vurulmuştu.
Kimseler görmedi uçtuğunu.
Kimseler…Görmedi kimseler öpüştüğünü…

/Adı Nevin,
özlem tüter ve ç(ağlardı) geceleyin./

IV
“Işığın” diyordu: Kırılıp düştüğü yerlerden geliyorum; karanlık kördü ve acımasız… Ellerimle kırdım ben de kalan kanatlarımı; kanat- larımı kanatmaktan geliyorum…

V
O bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı. Sonra da çift çıkardık; kar yağardı, biz dinlemez, çıkardık! O kentte bütün sokaklar biz yan yana yü- rümeyelim diye dar yapılmıştı, insanlar dar yapılmıştı, çıkardık!

Kar durmazdı, üşüşürdü saçlarına ve hep bir şeylere ağlardı o karlı havalarda…Avurtlarına çarpan kar taneleri, gözyaşlarının sıcak- lığına çarpıp erirdi… Erirdi… Biz yan yana, yana yana… Yana yana!

/O bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı,
ben yürüsem bütün yollar ona çıkardı…/

VI
Gitti… Kanatları yüreğimdeydi.
Kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi.
Yitirdim o aşkın kimliğini;
h ü k ü m s ü z d ü r…

/Adı Nevin,
ihaneti tutuşturduk bir sabahleyin! /

Yılmaz Odabaşı

SUYA DÜŞEN KARANFİL

Ben bu şehri bilmem
Yağmurunu, güneşini…
Nasıl geçer bu zemheri?
Nasıl büyütülür baharda çiçek?
Nasıl yaşanır?… Bilmem…
İstasyonlarda boğulur çığlıklarım
Yarım kalır çayımız
Suya düşen bir karanfil gibi,
Sen gidersin,
Ben, kalırım…

İhanet etmiş,
Ve terkedilmiş bir sevgilidir şehir
Yalnız hatıralarda sevilir, kaçamak
Her yer sislidir artık,
Her susuş şiirdir
Ki, beni böyle garip, böyle yarım,
Böyle daha şair bırakıp,
Sen gidersin
Ben n’olurum…

İşte hayat, işte şehir, işte ben…
Yağmurlu istasyonlarda,
Dönüşsüz bir yolcuyu nasıl beklerim?
Nasıl dayanırım rüzgarlı sabahlara?
Savrulur yapraklarım,
Ayaza düşer çiçeklerim
Sen gidersin,
Ben,
ÖLÜRÜM…

İSTANBUL’ DA BİR RÜYA

Her ne zaman,
Bir köşesine sızıp kalsam odamın ,
Korkularımı götürdüğüm düşlerimde,
Seni, Gülhâne’de ağlıyor bulurum.
Ah Eylül Gülüm!
Sanma ki;
Kırılan bir yüzüğün peşinde özgürlüğüm
Ben bu dört duvarlık hayatı,
Yaşadıysam
Senin için yaşadım.
Ve yine bu dört duvar arasında ,
Öleceksem,
Senin için ölürüm…

Artık senden öte hiçbir şey,
Düzenimin bir parçası olmuyor.
Gözlerimi kapatıyorum,
Fatih’te bir parkta,
Yağmur başlıyor.
Ellerinden tutuyorum
Başın göğsüme düşüyor, sırılsıklam
Ah Eylül Gülüm!
Bir yorgun otobüs geçiyor gözlerimden,
Bir rüzgar geçiyor,
Her şeyi yeni baştan unutuyorum…

Ah Eylül Gülüm!
Bu bir rüya olsun, ne olur
Sancılarımı taşıdığım bir rüya.
Yine ağır-ağır,
Lodosa tutulmuş gemiler gibi,
Sarayburnu’nda beş parasız dolaşalım seninle
Ben çok üşürüm, bilirsin
Ama olsun
Otobüse gecikmeye çalışalım seninle
Oldu olacak, Anıt’ta çay içelim,
İçimiz ısınsın, gözlerimiz ısınsın
Ve gece, hiç uyumayalım, ne olur
Hiç uyumayalım,
Ömrümüzde böyle rüya olmasın…

ÜÇ DAL GÜL’ E ARZI-HAL

Bu mevsim de gelmedin ya, yoruldum
Her mızrapta kanıyor ezgilerim
Üç dal gülüm, ele düştüm , kırıldım
Mevsimden mevsime taştı kederim

Penceremde her gece bir karanfil
Düşlerimde ıslak yeleli bir tay
Bu bekleyiş hayra alâmet değil
Artık beni hayal içre yitik say

Bu yağmurlar düşlerimden çıkmadan
Bir gök kuşun nefesiyle savrul gel
Korku geçit vermez, cânı yakmadan
Derviş gibi acılarla kavrul gel

Vakit şimdi telâşlı bir akşâmdır
Şehzadeler hüzün üzre yürüyor
Belki de bu demlenen son ilhamdır
Ellerimde gümüş tüyler eriyor

Sen firari sevdam, kaçak umudum!
Ötelerde daha özgür değilsin
Üç dal gülüm, bense dalda kurudum
Gel de iklimime güneş eğilsin.

Yollarına dökülürken türküler
Bildiğin tüm şiirleri unut gel
Yüreğimde sürülmeden sürgüler
Gururunu gurbet elde uyut gel

Sabahlarım, sabâ yada sûzinâk
Salkım söğüt alevden suya değer
Yüreğime çöker kalır iştiyak
Nâra yanmak, sensiz kalmakmış meğer

Kaç yağmurla haber saldım gel diye
Yağmurlarla damla damla süzül gel
Üç dal gülüm, bende adın gül diye
Her kervanla gül gönderdim, üzül gel

Ben yanmadan rüzgar vurmuş, sönmüşüm
Yokluğunla eksik kaldı her şeyim
Her dergahın kapısından dönmüşüm
Bir kısık ses, bir kırık ney, neyleyim

Sen ki ufkumdaki üç dal gülümsün
Bağrımdaki sızı kadar benimsin
Kapalı avcumda yasak ölümsün
Alnımdaki yazı kadar benimsin.
Alnımdaki yazı kadar benimsin…

TÜRK’ TEN TANRIYA ELÇİ

“ELÇİBEY’E”

Yüce Tanrı,Türk’ü artık arada koymayacak
Bir fark vermiş ve bu farkı geçmişe saymayacak
İki başlı söz olacak,hiçbir baş caymayacak
Yollayan bey,gidilen bey,ve de giden elçi bey
Türklük için Tanrımıza elçi gitti Elçibey
Bey,milletin baki kalsın
Yolun,bahtın açık olsun
Ardınsıra gelen erler,
Beyler,seni beyce bulsun

Dediler ki,bir göç oldu,dağlarca sustum durdum
Bir çift kızıl karanfili bağrıma bastım durdum
Kuş kaçırmaz kementleri boynuma astım,durdum
Ağ yeleli bir at ile göğe çattı Elçibey
Türkler için gök Tanrı’ya elçi gitti Elçibey
Beyim gider,kırk atlıdır
Atlar altın kanatlıdır
Heybesinde gözyaşı var
Beyimin yükü kutludur

Dedim beyim,aman beyim,yüreği koca beyim
Başı dağlar gibi kırçıl,dağlardan yüce beyim
Dün,aşikar;yarın,mechul;ya bu hal nice beyim?
Bir tek Tanrı bilir dedi,yolu tuttu Elçibey
Türkler için Tanrı’mıza elçi gitti Elçibey
Beyim dağlardan geçecek
Kutlu sulardan içecek
Açlar ekmek dilenende
Kandan bir sofra açacak

O,Tanrı’ya balaların derdini anlatacak
Kırkbir parçaya bölünen yurdunu anlatacak
Şu dünyanın namerdini,merdini anlatacak
Ölümlerle ölmeyecek bir yiğitti Elçibey
Türklük için gök Tanrı’ya elçi gitti Elçibey
Bir ak uçmak,kara haber
Kırk Bakü’yü altüst eder
Yas mı tutsam,toy mu etsem
Bey,Tanrı’ya elçi gider

Kapkaranlık bir gecede üç parça ay doğanda
Göğün bütün yıldızları yeryüzüne ağanda
Bütün acun darlanarak bir yüreğe sığanda
Bir susuşla obalara veda etti Elçibey
Türklük için gök Tanrı’ya elçi gitti Elçibey
Beyimin başında börkü
Dilinde Türkçe bir türkü
Erkeklerin ürkeklerden
Veda vakti çıkar farkı

Bir millet ki,sevenini nazdan bıktırır oldu
Bir millet ki,sevenini yere baktırır oldu
Ve bir millet,aşığını dara çektirir oldu
Sevdiğini ne terketti,ne unuttu Elçibey
Türkler için gök Tanrı’ya elçi gitti Elçibey
Beyimin hançeri gümüş
Ne kın görmüş,ne gün görmüş
Şimdi hançeri belinde
Namluya ömrünü sürmüş

Şehit yurdu,benim yurdum,ben de Karabağlı’yam
Kaderini kanla yazan bir milletin oğluyam
Lakin,neçe şehit verem,neçe kara bağlıyam?
Bir fermana ömrü üzre imza attı Elçibey
Türklük için gök Tanrı’ya elçi gitti Elçibey
Bu vedayı kanla yazın
Telini kırın kopuzun
Karabağ’dan gül derleyin
Beyimin yolu çok uzun

Sual ettim,beyim dedim,kavaktan da yay olur mu?
Bu devran ne yaman devran,çingeneden bey olur mu?
Bu devrana uyanların,soyu asil soy olur mu?
Ne,devir bu devir dedi,ne sabretti Elçibey
Türklük için Tanrımıza elçi gitti Elçibey
Atının nalları çelik
Yeleleri belik-belik
Yorulanda,yağmur yağar
Göğün kırkbir yeri delik

Bu ateş de yüzbin çerağ yakmazsa yazık bize
Bir el burca tek bayrağı çekmezse yazık bize
Bu milletten bir tek Hakan çıkmazsa yazık bize
Türk’ün ömrü bir gün değil,doğdu,battı Elçibey
Türkler için gök Tanrı’ya elçi gitti Elçibey
Beyim,halımızı söyle
İki yolumuzu söyle
Bir el atsak,bin umutla
Düşen dalımızı söyle
Şu bozulan töremizi
Ve de ilimizi söyle
Yatak odamıza giren
Dünkü kulumuzu söyle
Yirmisinde saçlarını
Yolan dulumuzu söyle
Örselenmiş kanadımız
Kırık kolumuzu söyle
Bir çözülmez zincir ile
Bağlı dilimizi söyle

BİR TÜRK’ ÜN HAL BEYANI

Bir bıçak değmiş gibi,bölünmüş düşlerimiz,
Gayrı iflah olmayız…
Sen bir yerde,ben bir darda
Eski bir vatan kadar uzağız işte,
Destanlar kadar yakın
Uzat ellerini canım,
Yarama dokun…

Bir yara ki,tenhalarda,
Ancak bana yakışır
Kimse bilmez,suskun bir gül,ölümcül
İşte,yaralarımla,
Asi bakışlarımla,
Bu en yalnız an’ımla,
Saçlarımda kanımla,
Bir Göktürk obasından çıkıp gelmişim,
Seni bulmuşum,amaan aman!…

Belki böyle sevmemeli bir insan,
Sevmemeli bu zamanda,böyle ölümüne,erkekçesine
Bir kartal olmamalı ömrün doruklarında,
Böyle kanadı kırık,zemheride çırılçıplak…
Gel de bu vahşi yanını,
Bu en asil yanını,
Kolaysa bırak canım,
Kolaysa bırak…

Anam,topraklı elleriyle okşarmış saçlarımı
Öyle sert,öyle bozkır yalnızlığıyla
Hiç deniz görmemiş kara gününde
Anam,bir dağ köyünde şimdi
Tesbihiyle hasret çeker,gün çeker
Bir oğul yoksa başucunda,oy canım,
Analar derdini kimlere döker…

Ve bir kış gecesinde terkettim anamı
Herşeyimi terkettim,afyonlu bir millet için
Allah şahidim ki,hiç yalan söylemedim,
Namus dedim,şeref dedim,hak dedim
Ve desem ki,ey milletim,
“Can verdim,kardeş verdim,
Onbir yıl zindanda yattım,
Neden ellerin yakamda,
Hata mı ettim ulan,
Hata mı ettim?!…

İşte böyle zaman zaman,
Kınıyor olsa da dört bir yandan dost-düşman,
Sevdiğine kızıyor işte insan
Bilseler,bu ateşten gömlek olmayaydı,
Ölmek kolaydı canım,
Ölmek kolaydı…

Oy canım,yorgun yanım
Derdim binbir olanda,
Bağrıma kan dolanda,
Bir türkü asılır dudaklarıma:
Şu urganlar yağlı mıdır?
Urgan boyna bağlı mıdır?
Vallah dayanmaz urganlar
Oğlan,Oğuz oğlu mudur?…

Tek tabanca daldım işte hayata
Tek tabanca,kavgaya
Merhaba umut,merhaba aşk
Kurşun-kurşun,çiçek çiçek merhaba
Ve köle artığı beğler,
Ve bozkırın suskun çocukları,
Ve ikiyüzlü dünya,merhaba
Şu kanayan yaraya bak,
Şu buğulu bakışa..
Herşeye rağmen umuda,sapına kadar umuda…
İşte,yemin olsun kitaba
Yemin olsun töreye
Bu bir doğruluş,canım,
Duyur yedi yöreye!…

MEMEDALİ’ NİN TÜRKÜSÜ

Beydağı’nın başı karlı
Başım dağlardan efkârlı
Mahpusa düştüm düşeli
Dert çekerim türlü türlü

Asın bu türküleri gardaş
mısra mısra asın.
Ya da beni,lime lime,
yalnız urganlar ağlasın…

Ben köy çocuğuyum gardaş
Anam bilmez gerçi köylü olduğunu
Ben bilirim, herkes bilir, o bilmez
Anam, yokluğunu saklamıştır yazmasının altına
Bir oğul yollamıştır yirmisinde mahpusa
kara bakışlı fidan gibi, cevval
Kim bilir, kaç kez turnalar gelmiştir de anamın düşlerine,
Bilir (mi) ki, Memedali gelmez?…

Malatya’da anam ağlar
Feryadını tutar dağlar
Zencir olsa koparırdım
Beni kara bahtım bağlar

Anlamadılar bizi gardaş
Yoksul, babasız köy çocuklarının
yani yitik çocukların
Her gece düşünde bir kırmızı şeker,
bir külah dondurma gördüğünü
yada bir bisiklet, telli duvaklı…
Bilmediler, anamın ağrıları olduğunu
Ve benim kaç gece yorganı başıma çekip,
sabahlara kadar çaresiz ağladığımı
Velhasıl bilmediler
çocuklar şeker alsınlar diye,
ekmeksiz, babamsız,
ve ağrılar içindeki
anamı bile terk ettiğimi…

Malatya’ya güneş doğar
Yüreğime karlar yağar
Ana, gardaş, köy hasreti
Bir yüreğe nasıl sığar

Beni, kendi kurşunumla vurdular gardaş
öyküm paramparça
Beni, çok yüzlü şahitlere sordular
Biliyorum, kendi tasvirini yapamaz
talan olmuş ömürler,
dağılan ordular…
İşte, deli adamların kaderidir bu,
Deli adamların deliliğidir
hep tenhalarda kalırlar
Ve, bir ömür satıp yok pahasına
bir efsane alırlar…
Bu delilik kimin harcıydı gardaş
Ben ömrümü bedel koydum
şikayetim yok
Lakin, bu borç kimin borcuydu gardaş?!..

SATAN UTANSIN

Kendi öz yurdumda ben miyim garip?
Beni bir köşeye atan utansın
Eğilmiyor diye,kurdu hor görüp,
İti el üstünde tutan utansın!..

Oğlumuz sokağa itiliyorken,
Ve kanına zehir katılıyorken
Yolda kızlarımız satılıyorken
Yatağında rahat yatan utansın!..

Ne canım mühimdi,ne de rahatım
Ne kanım kıymetli,ne de hayatım
Ne bedelim vardı,ne de fiyatım
Beni üç kuruşa satan utansın!..

Ben asiydim,ıslah edemezlerdi
Kurtların üstüne gidemezlerdi
Böyle koyun gibi güdemezlerdi
Beni bu sürüye katan utansın!..

Namusumuza el uzatan varsa,
Böyle durur muyduk,dünyalar dursa
Şu bayrak yerlerde çiğneniyorsa
Ayağa kalkmayan vatan utansın

“Bu devri yıkmayan vatan utansın!..”

Etiket Bulutu