FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘edebiyat’

YAĞMURDU

 

http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=1202712

mehmet çetin yagmurdu… | izlesene.com

aklıma gelmezdi inan
yalnız kalacağım
aklıma gelmezdiinan
resimine bakıp ağlayacağım

bir kurşsun sıksan yüreğime
kar etmez sevdiceğim
bir mezar kazsan soğuk bedenime
sığmaz sevdiceğim

yağmurdu
gözümden aktı da gitti
sevda türküsünde beni
bırakıp da gitti
içime ateşler
yaktı da gitti…

gözlerin düşlerime düşer
ve suskunluk sana götürür beni
ağlayamam
bir karanlık geceden geçrken
duvarlara yazılar yazarım
kaçamam…

MEHMET ÇETİN/FATİH ŞAHİN IŞIK

SİS ŞİİRİ TAHLİLİ / RUŞEN

Sis

Satrmış yine âfâkını bir dûd-ı muannid,
Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid,
Tazyikının altında silinmiş gibi eşbâh;
Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;
Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar.
Lâkin sana lâyık bu derin sütre-i muzlim,
Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim;
Ey sahn-ı mezâlim… Evet, ey sahn-ı garrâ,
Ey sahne-i zî-şa’şaa-i hâile-pirâ!
Ey şâ’şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı;
Şarkın ezeli hâkime-i câzibedârı;
Ey kanlı muhabbetleri bî-lerziş-i nefret
Perverde eden sine-i meshûf-i sefâhet;
Ey Marmara’nın mâi deragüşu içinde
Ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde;
Ey köhne Bizans, ey koca fertût-i müsahhir
Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;
Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ;
Hâlâ titirer üstüne enzâr-ı temâşâ.
Hâricden, uzakdan açılan gözlere süzgün,
Çeşmân-ı kebudunla ne mûnis görünürsün.
Mûnis, fakat eıı kirli kadınlar gibi mûnîs;
Üstünde coşan giryelerin hepsine bi-his.
Te’sis olunurken daha, bir dest-i hıyânet
Bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet.
Hep levs-i riyâ dalgalanır zerrelerinde,
Bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffü
Yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffü’.
Milyonla barındırdığın ecdâd arasından,
Kaç nasiye vardır çıkacak pâk ü dırahşan;
Örtün, evet, ey hâile.. örtün evet ey şehr;
Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Katil kuleler, kal’alı zindanlı saraylar;
Ey dahme-i mersûs-ı havâtır, ulu mâbed;
Ey gırra sütunlar ki birer dîv-i mukayyed.
Mâzîleri âtilere nakl etmeğe me’mur,
Ey dişleri düşmüş, sırıtan kafile-i sûr;
Ey kubbeler, ey şanlı mebânî-i münâcât;
Ey doğruluğun mahmîl-i ezkârı minârât;
Ey sakfı çökük medreseler, mahkemecikler;
Ey servilerin zıll-ı siyâhında birer yer
Te’min edebilmiş nice bin sâil-i sâbir,
Geçmişlere rahmet,. diyen elvâh-ı mekabir;
Ey türbeler, ey her biri pür-velvele bir yâd,
İkaz ederek sâmit ü sâkin yatan ecdâd;
Ey mâ’reke-i tıyn u gubâr eski sokaklar,
Ey her açılan rahnesi bir vak’a sayıklar;
Virâneler, ey mekmen-i pür hâb-ı eşirrâ;
Ey kapkara damlarla. birer mâtem-i ber-pâ
Temsil eden âsüde ve fersûde mesâkin,
Ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa mavtın
Gam-dide ocaklar ki merâretle somurtmuş,
Yıllarca zamandan beri tütmek ne… unutmuş,
Ey mîdelerin zehr-i tekazâsı önünde
Her zilleti bel’eyleyen efvâh-ı kadide,
Ey fazl-ı tabiatle en âmâde ve mün’im
Bir fıtrata makrün iken aç, âtıl u âkım,
Her nîmeti, her fazlı, her esbâb-ı rehâyı
Gökten dilenen züll-i tevekkül ki… mürâyi!
Ey savt-ı kilâb, ey şeref-i nutk ile mümtaz,
İnsanda şu nankörlüğü tel’in eden âvâz,
Ey girye-i bi-fâide, ey hande-i zehrin,
Ey nâtıka-i acz ü elem; nazra-i nefrîn:
Ey cevf-i esâtîre düşen hâtıra; nâmus,
Ey kıble-i ikbâle çıkan yol: reh-i pâbûs,
Ey havf-ı müsellâh, ki hasârâtına râci’
Öksüz, dul ağızlardaki her şekve-i tâli’;
Ey şahsa -masüniyet ü hürrîyete makrun
Bir hakk-ı teneffüs veren efsâne-i kanun,
Ey vâ’d-ı muhâl, ey ebedi kizb-i muhakkak ,
Ey mahkemelerden mütemâd sürülen hak;
Ey savlet-i evhâm ile bîtâb-ı tahassüs
Vicdanlara temdid edilen gûş-ı tecessüs,
Ey bim-i tecessüsle kilitlenrniş ağızlar,
Ey şöhret-i milliye ki, mebguz u nıııhahkar;
Ey seyf ü kalam, ey iki mahıkum-ı siyâsi,
Ey behre-i fazl u edeb, ey çehre-i mensî;
Ey bâr-ı hazerle iki kat gezmeğe me’luf;
Eşrâf u tevabi’ koca bir unsur-ı mâ’ruf;
Ey re’s-i fürübürde ki ak hak, fakat iğrenç;
Ey tâze kadın, ey onu tdkîbe koşan genç;
Ey mâder-i hicrân-zede, ey hemser-i muğber,
Ey kimsesiz, âvâre çocuklar… hele sizler!..
Hele sizler!
Örtün, evet ey hâile… örtün, evet ey şehr
Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..

Tevfik Fikret

Tahlili :

Realiteden nefret eden Servet-i Fünün’cular, ruhlarını tabiat,aşk ve hayal ile avutmaya alışırlar. Fikret ”SİS” adlı şiirini derin bir ümitsizlik ve yalnızlık ruh hali içerisinde kaleme almıştır. ”SİS” şiirinde Fikret’in kötümserliği,İstanbul’un maddi,manevi bütün varlığına karşı duyulmuş kuvvetli bir nefret halinde kendini gösteriyor.Türk edebiyatında İstanbul ilk defa SİS ile menfur ve mel’un bir şehir olarak ele alınmıştır.Eski Türk edebiyatında Nedim ve Nabi İstanbul’u yüksek bir medeniyet ülkesi olarak tasvif etmişlerdi. Fikret’in bu ”mel’un şehir” görüşünü,batılı yazarlardan almış olması çok muhtemeldir.Galatasaray ve Kolej muhitinde yabancılarla yakın temasta bulunan Fikret’in onların umumiyetle Şarka,Osmanlı İmparatorluğuna ve İstanbul’a bakış tarzını benimsemiş olması da mümkündür.

Fikret’in İstanbul’a bakış tarzı,kendisinden sonra,Meşrutiyet ve ilk Cumhuriyet devirlerinde Türk edebiyatına çok tesir etmiştir.

”SİS” şiirinin kuvvetli, sadece Fikret’in nefret duygusunun şiddetinden değil,aynı zamanda sanatının hususiyetinden ileri gelir.Fikret’in şiiri de resmin tesiri altındadır.Servet-i Fünün’cular gibi o da bir manzarayı,bütün teferruatına kadar tasvir etmekten ve ona bir ruh hali vermekten hoşlanıyor.

”SİS”,Servet-i Fünün edebiyatının başlıca ifade mekanizmasını teşkil eden şu esasa dayanıyor: dış dünya ile ruh hallerini birleştirmek;başka bir deyişle maddiyi manevi maneviyi d maddi kılmak.Fikret ”SİS” te İstanbul’un maddi unsurlarını şehrin ruhunun dış görünüşü olarak tefsir ediyor.Başta sis ve arkasından hayal meyal seçilen şehir tasvir olunmuştur.Daha sonra şehrin şairde bıraktığı umumi intiba, maddi güzellik ile ”ahlak çöküşünü” birleştiren ”güzel fahişe” imajıyla anlatılıyor.Bunu şehrin mimarisinin tasvir ve tesfiri takip ediyor.Nihayet, onun bozulmuş ruhundan ve insanlarından bahsolunuyor.Bu geniş, kasvetli,karanlık,köhne,kokuşmuş manzaranın üzerinde sis tekrar edilen ”örtün…” beyti ile nefret ve lanet dolu bulutlar gibi dolaşır.Gözlerimiz bu korkunç tabloyu izlerken kulaklarımız şairin nefret ve merhamet dolu ”ey” nidalarıyla doluyor.Fantastik bir maceraya ağır ve boğucu bir musiki refakat ediyor. ”SİS” şiiri,bir tek hakim duygunun tesiri altında kaynaşan ve aynı duyguya iştirak eden bir sürü teferruattan mürekkeptir.Şairin teferruatı şiirde nasıl işlediğini inceleyelim;

1 Şiirin başında sisin anlatıldığını söylemiştik.Fikret burada sisin maddi görünüşü ile manevi tesirlerini tasvir ediyor.
2 İkinci kısımda konu şehrin bıraktığı genel intibadır.Şehir onüç mısra devam eden ”güzel fahişe” imajı ile tasvir ediliyor.Servet-i fünün’cularda güzellik ve ahlak kavramlarından güzellik ön plana çıkarken,Fikret’te ahlak kavramı önplanda yer almaktadır.Üzerinde durulması gereken önemli noktalardan biri de Fikret’in İstanbul’un kendisinden değil,içerisindeki ahlaki çöküşten nefret ettiği gerçeğidir.
3 Üçüncü kısımda, her mısrada şehrin mimarisini oluşturan unsurlardan biri ele alınıyor.Fikret’in bu noktada tasvir tarzı korkunçtur.ona göre kuleler kanlı, surlar dişleri düşmüş sırıtan kafile gibidir.
İstanbul’u bu yönleriyle ele alan Fikret’i tarihe ve dine büyük bir sevgi beslememesine bağlayabiliriz.
4 Bu şehri sukut ettiren amiller nelerdir?”SİS”in son kısmında şair bu soruya cevap vermiştir.Bu şehri dolduran insanların ruh çürümüş,ahlakı bozulmuştur.Bu şehirde açlık korkusu ile her alçaklığı yutan insanlar yaşar.Onları bu yaşayışa iten ”tevekkül” anlayışlarıdır.Allah’a inanan ve güvenen insan fikrine karşı,kendine ve tabiata inanan ve güvenen insan fikrini ortaya koydu.Ona göre istikbali yaratacak olan Haluk böyle bir tip olacaktı.

Fikret’e göre Abdülhamit korktuğu için milleti sindirmiş,anayasayı ortadan kaldırmış,ordu ve memur sınıfı siyasi mahkum derecesine düşmüştür.Memleket meselelerine kayıtsız olan gençlik ise kadın peşinde koşmaktadır.Baştan sona kadar nefret hissi içinde olan ”SİS” hicranlı annelere,kimsesiz ve avare çocuklara karşı olan merhamet hissi ile sona erer. ”SİS” şiirinde Fikret, Meşrutiyet’ten önceki sanatının doruk noktasına erişir.”SİS” in üslubu Servet-i Fünun’cuların ”pitoresk ve müzikal üslup” ideallerine tamamıyla uygundur.Onların yabancı kelime ve terkiplere düşkünlükleri bundandır.Varlıkları ayrı ayrı tas ve tasvir endişesi,,onları sıfat ve isim tamlamalarına götürüyor.Farsça terkip mekanizması,küçük imajlara bir bütünlük veriyordu.Dil musikisi de onlara yabancı kelimeleri sevdirmiştir.”SİS”in mısraları ayrı ayrı incelenirse, burada bir sürü fonetik oyunları görülür. Namık Kemal ve Ziya Paşa’da, mücerret fikirlerin vezin ve kafiyeye sokulmasından ibaret olan sosyal şiir, Fikret’te çok sanatkarane bir şekil alır.Onda bahis konusu olan artık ‘prensipler’ ve ‘hikmetler’ değil, hayattan alınma sahneler ve manzaralardır.Sonuç olarak Fikret düşünce ve duygularını Canlı tablolar haline koydu ve onlara hitabete elverişli, heyecanlı bir sentaks ve musiki verdi.

[alıntı]

BALKON – SEZAİ KARAKOÇ İNCELEYEN: İSMET EMRE

BALKON

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsanız hazır kefen
Şezlongunuza uzanın ölü

Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların

Sezai KARAKOÇ

Divan şiirindeki beyit anlayışı, Tanzimat edebiyatıyla birlikte yavaş yavaş ortadan kalkmış, onun yerine anlamın birden fazla mısraya dağıldığı müstezad gelmiştir. Servet-i Fünun hareketi, müstezatı daha da genişleterek serbest müstezat haline dönüştürmüştür; Cumhuriyet sonrasında ise serbest şiir adını verdiğimiz yeni bir tarz ortaya çıkmıştır. Bu anlayış, şiirde herhangi bir vezin kullanılmasına gerek duyurmadığı gibi kafiye, redif gibi özellikle ahenge ait özellikleri de şiir için zorunluluk olmaktan çıkarmıştır. Bununla birlikte, serbest şiir adını verdiğimiz tarzda yazılan metinlerin ahenkten, müzikaliteden yoksun olduğunu söyleyip genelleme yapmak da doğru değildir. Çünkü ahengi sağlayan unsurlar, serbest şiirde ya mısra içlerine kaymış ya da metnin bütününe yayılarak varlığını sürdürmenin bir yolunu bulmuştur.

Sezai Karakoç’un Balkon(1) adlı şiiri, bu tarza uygundur. Günümüz şairlerinden ve II. Yeni olarak adlandırdığımız şiir hareketinin temsilcilerinden olan Sezai Karakoç, şiir anlayışını temellendirirken, Divan ve Halk şiirinden olduğu kadar tasavvuf ve Batı şiir anlayışlarından da yararlanarak kendine güçlü bir gelenek oluşturmuştur. Bu yüzden de aruzla yazmadığı halde şiirlerinde aruzun ahengini, heceyle yazmadığı halde, zaman zaman farkında olmadan hecenin kullanıldığı mısraları, kafiyeye fazlaca müracaat etmediği halde kafiyeli kullanımları sıkça görürüz şiirlerinde. Balkon şiirindeki “ölür/cesur; evlerde/demirinde; anneler/elleri; yer/tutar; balkon/kefen; gömecekler/etmeyecekler; zamanlarda/sonra da” kelimeleri ya mısra sonlarında yahut mısra içlerinde kafiye, redif ve ses benzerlikleri oluşturarak ahengi sağlamışlardır. Bu durum, şiirin kendisini ne kadar kafiye, vezin ve redif gibi biçimsel unsurlardan kurtarmaya çalışırsa çalışsın, aslında onsuz yapamayacağının en belirgin işaretleridir.

Balkon şiirinin teması, modern mimari anlayışının insan üzerindeki olumsuz etkisidir. Şair bunu balkon göstergesini kullanarak vermektedir. Bilindiği gibi balkon anlayışı daha çok Batılı mimarinin bir özelliğidir. Özellikle apartman kültürünün yaygın olduğu dönemden itibaren, çok katlı binalarda yaşayan insanların dışarıyla temasını sağlamak için başvurulmuş bir yöntemdir. Ancak şaire göre faydadan çok zararı olan bir mimari unsurudur balkon. Hele çocuklar söz konusu edildiğinde! Çocuklar, hareketli oluşları, sürekli dışarı çıkmak için balkonu tercih edişleri, kontrollerini sağlamakta güçlük çekmeleri bakımından balkonun olumsuzluklarından ziyadesiyle etkilenirler.

Şair, burada, modern mimari anlayışının olumsuzluklarını balkon göstergesiyle anlatırken, şiiri değil de başka bir edebi ifade yöntemini kullanabilirdi. Bir hikâyeyle, bir deneme yahut makaleyle bize balkonun olumsuz özelliklerini sıralayabilir ve geleceğin dünyasındaki evlerin balkonsuz yapılması gerektiğine dair tezler ileri sürebilirdi. Ancak şiirde yarattığı etkiyi yaratması neredeyse imkânsız olurdu. Şiirin kendine özgü sesi, kurgusu, dil ve üslubu zihnimizde daha kalıcı etkiler bırakmaktadır. Nitekim birinci dörtlükteki “Çocuk düşerse ölür çünkü balkon/ Ölümün cesur körfezidir evlerde/ Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların/ Anneler anneler elleri balkonların demirinde” ifadesi yerine “balkon, çocuklar için ölüme götüren yollardan biridir. Aman çocuklarınızı balkona tek başlarına bırakmayın. Eğer çocuklar balkondan düşüp ölürse anneleri buna çok üzülür.” Gibi bir ifade kullanmış olsa, günlük hayatta sürekli karşılaştığımız biçimde bir dil kullanmış olurdu ve dil günlük iletişim misyonunun ötesine geçip amaçla aracı örtüştüren ontolojik bir niteliğe dönüşmezdi. Oysa “ölüm” yerine “son gülümseme”; “anne kederi” yerine çocuğunun ölümüyle şoka girmiş bir annenin buz gibi demiri kavramış elleri ima edilerek “anneler anneler elleri balkon demirinde” denmek suretiyle hiç alışık olmadığımız, bize farklı gelen bir dil ve üslup kullanımı sergilemektedir. Balkon korkusunun bir bilgi olmaktan çıkıp canlı, elle tutulur bir nesneye dönüştürülmesi ve zihnimize çakılarak kalıcılaştırılması şiirin kendine özgü büyüleyici telkininden kaynaklanmaktadır.

a. Şiir ve Zihniyet:

Her şiir, doğrudan yahut dolaylı, az ya da çok, içinde belli oranda bir zihniyeti taşır. Bu zihniyet, şiirin dokusunun içinde erimiş olarak varlığını anlık pırıltılarla gösterir. Şiirin sahip olduğu zihniyet her zaman şairinin dünya görüşünü, hayata bakışını aksettirmeyebilir; bu, bazen bir topluluğun genel anlayışı, bazen bir milletin ortak duruşu, bazen geçmişten bugüne uzanan bir mitolojinin güncelleştirilmesi vs. şeklinde de kendini ortaya koyabilir. Ancak genel itibariyle şiire sinmiş olan zihniyet şairin duygularıyla birlikte düşüncelerinin de yansıması olara görünür.

Balkon şiirinde, Sezai Karakoç ile özdeşleştirebileceğimiz bir bakış açısı ayan beyan ortadadır. Şairin hayat görüşü ve estetik algısının genelde Doğu medeniyeti, özelde ise İslam düşüncesine dayandığını biliyoruz. Bu da ister istemez Batılı düşünce, yaşam biçimi, sosyal hayat, edebi ve estetik değer kurgularının bir şekilde reddi anlamına gelmektedir. Batılı mimari, belki de zorunlu olarak “apartman” kültürüne dayanmakta, bu da yerine göre binlerce insanın aynı yapının içine sıkıştırılmasıyla oluşturulmuş bir yan yana geliş anlamına gelmektedir. Evlerin sıkış sıkış olması, her santimetre karenin hesabıyla oluşturulmuş bir mekan anlayışı, istediğiniz an adımınızı dışarı atmayı güçleştirmektedir. Sürekli ev içine kapatılmış insan için dışarıyı teneffüs etme olanağı bir tek balkonla mümkün görünmektedir. Böylece balkon, bir zorunluluğun ortaya çıkardığı patoloji olarak düşünülebilir. Bu durumda, balkonların varlığı, ona ayak uydurmayı beceremeyen, henüz gerçek ile yapaylığı birbirinden ayırmakta zorlanan çocukları tehdit etmektedir ve zaten balkonun olumsuz etkilerine en fazla çocuklar maruz kalmaktadır. Modern dünyada, gazeteler sıklıkla, balkonda dışarıyı seyreden çocukların aşağı düşme öykülerini yazmaktadırlar. Hayatımızın önemli gerçeklerinden biri olmuştur bu.

Şair, burada Batılı “modern” mimari anlayışına tepkisini dile getirmektedir.

b. Şiirde Ahenk:

Sezai Karakoç, II. Yeni şairlerindendir. Balkon şiiri de kuşkusuz bu dönemde ortaya çıkmış metinlerinden biridir. II. Yeni, şiirde katı bir biçimsel fikri sabit geliştirmemiş olmakla birlikte; gerek Divan, gerek Halk, gerekse Batı şiirinden etkilenmiştir.

Balkon şiirinde, belirgin olmasa bile Halk şiirinin 4’lük anlayışı ile dağınık şekilde bir kafiye sistemiyle karşılaşıyoruz. Bununla birlikte, şiirde ahengi sağlamak için şair mısra içi kafiyeler, aliterasyonlar ve redifler de kullanmıştır. Birinci dörtlükteki “balkon/çocukların”; ikinci dörtlükteki “balkon/kefen” kelimeleri arasında yarım kafiye kullanılmıştır. Aynı şekilde, birinci dörtlükte “evlerde/demirinde”; üçüncü dörtlükteki “zamanlarda/sonra da”; son dörtlükteki “Koşa koşa gidiyorum/öpmeye gidiyorum” kelimeleri arasında ciddi bir ses benzerliği yaratılarak ahenk oluşturulmuştur. Yine birinci dörtlüğün son mısrasında “Anneler anneler elleri balkonların demirinde” “r” ve “l” sesleri sürekli yinelenerek bir armoni sağlanmıştır. Üçüncü dörtlükteki “Gelecek zamanlarda/Ölüleri balkonlara gömecekler” mısralarında da “l” sesleri bir armoni yaratmaktadır.

c. Şiir Dili:

Bilindiği gibi genelde edebiyat çok daha özelde ise şiir dili günlük dilden pek çok bakımdan ayrılmaktadır: Bu, dilin yüzeysel anlamından derin anlamına dönüştürülmesiyle sağlanır. Metinde kullanılan kelimelerin işlevlerinin kırılması, değiştirilmesi, edebi sanatlar kullanılarak aynı zamanda birkaç boyut kazanması, kelime yinelemeleri, şiir dilinin doğasına uygun bir “aura” kazanmasını gerektirir.

Balkon şiirinde “balkon”un evlerde “ölümün cesur körfezi” olması; şairin içinde ve evlerde “balkonların” ancak bir tabut kadar yer tutması; balkonlarda asılı çamaşırların bir anda “hazır kefen”e dönüşmesi; bırakın toprağın altında rahat uyumayı, yerin yüzeyinde bile kendine hak tanınmayan ölülerin “balkonlara gömülmesinden” dolayı öldükten sonra bile rahat olamayacakları hep şiir dilinin olanaklarından yararlanılarak elde edilmiş metaforlardır.

Bununla birlikte “Çamaşırlarınızı asarsanız hazır kefen/Şezlongunuza uzanın ölü” mısraları dili bulunduğu işlev ve konumundan çıkarıp daha üst düzeyde bir kurguya dönüştürmektedir. Bu, II. Yeni şairlerinin sıklıkla yaptıkları dilin unsurlarının yerini değiştirme anlayışının bir uzantısıdır. Annelere, çamaşırlarınızı balkonlara asmak, sembolik olarak onlar için hazır kefen yapmak anlamına gelmektedir ima ve uyarısı yapılmaktadır. Bununla birlikte, güneşlenmek için balkona atılmış şezlongun varlığı ile mezar; oraya uzanmış insanların görüntüsü ile ceset arasında bir bağ kurularak balkon bir dinlenme, gökyüzünü seyir, dışa açılan kapı ve pencere olma işlevinden çıkarılarak bir mezarlık işlevine büründürülmektedir.

Şair, devrik cümle kurgusundan da yararlanmıştır. Örneğin, “bana koşa koşa nereye gittiğimi sormayın, ben evleri balkonsuz inşa edecek olan mimarların alnını öpmeye gidiyorum.” yerine “Bana sormayın böyle nereye/ Koşa koşa gidiyorum/ Alnından öpmeye gidiyorum/ Evleri balkonsuz yapan mimarların” ifadesini kullanarak daha çarpıcı bir vurgu, tonlama ve ses tonu yakalamıştır.

Karakoç, şiir dilinin kendine özgü işleyişini en belirgin şekilde “Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların/ Anneler anneler elleri balkon demirinde” mısralarında göstermiştir. Burada, “ölüm”ü ve onunla ilişkilendirebileceğimiz her türlü masum duyguyu, ölümle çocuk arasında bir türlü kurmak istemediğimiz o hüzünlü bağı “çocuk ölünce” şeklinde ifade etmemiş; bunun yerine çok daha şiirsel, insanı çok daha derinden kavrayıp sarsan yüz/gülümseme/kaybolma/çocuk kelimelerini kullanıp “ölüm” kelimesini ise hiç anmadan ölümü anlatmıştır. Çocuğun(un) ölümü karşısında annenin şok geçirmişliğini, ezikliğini, bağrı yanıklığını, yüzünün karalar bağlamasını vs. bütün bunları kullanmadan ama bütün bunlardan daha etkili şekilde “Anneler anneler elleri balkonların demirinde” ifadesiyle ortaya koymuştur. “Anne/ annenin elleri/ balkon demiri” şok tam da buradaki karşıtlıklardadır. Sanki çocuğunun ansızın ölümünü gören ve hala onun orada yatan gövdesini seyrederek şok geçiren annenin sıcaklığını, elleri yoluyla balkonun demiri bir anda çekip almış, yüzündeki kanı alır gibi, yüreğinin atışını alır gibi, nefesinin hareketini alır gibi dondurmuştur. Burada, şiir diline özgü olağanüstü bir tutum vardır.

d. Şiirde Yapı:

Balkon şiiri, dört 4’lük mısralardan oluşturulmuş dört dörtlük bir şiirdir. Şair, birinci dörtlükte; çocuklar için balkonların güvensiz yerler olduğunu, çocukların her an balkondan düşme riskleri taşıdıklarını, çocuklar ölünce buna en çok annelerin üzüleceğini; ikinci dörtlükte şairin nezdinde balkonların bir tabuttan farksız olduğunu, apartmanlarda yaşayan kadınların çamaşırlarını balkonlara astıklarını ve bunun olsa olsa hazır kefen yapma anlamı taşıyacağını, balkona uzanıp dinlenmenin ise mezara girip ölmekten bir farkının bulunmadığını; üçüncü dörtlükte geleceğin dünyasında ölüleri balkonlara gömeceklerini ve insanın bu dünyada olduğu gibi öteki dünyada da rahat edemeyeceğini; son dörtlükte ise bütün bu olumsuz tabloyu ortadan kaldırmanın yolunun evleri balkonsuz inşa etmekten geçtiğini, felaketin önüne böylece geçileceğini, bunu yapacak olan mimarların ise kutlanması gerektiğini ifade eder. Böylece, şiirin yapısı birinci dörtlükten son dörtlüğe kadar başlangıç, gelişme ve sonuç şeklinde bir kompozisyon üzerine kurulmuş olmaktadır.

e. Şiirde Tema:

Şiirin konusu balkondur. Birinci derecede önemli tema, balkonların çocuklar için tehdit olduğudur. İkinci derecede, çocukların balkon yüzünden ölümlerinin en fazla annelerini üzeceğidir. Üçüncü derecede, gelecekte ölülerin balkonlara gömülecek oluşlarının/gömülmek zorunda kalınışlarının yarattığı ürpertidir. Dördüncü tema ise şairin mimarlardan istediği bir beklentidir: Evleri balkonsuz yapmaları.

f. Gerçeklik ve Anlam:

Şilili şair Pablo Neruda, “Gerçekçi olmayan bir şair ölüdür. Ve yalnızca gerçekçi olan bir şair de ölüdür.”(2) der. Aynı şekilde şairin kendisi de “Sanatçı ve Realizm” adlı yazısında bu düşünceyi karşılayan ifadelerde bulunmuştur: “Dış dünyayı olduğu gibi almak. İşte sanatın sıfır olduğu nokta, alt nokta; sanat eserinin üzerine kurulduğu vaka ve vakaların tepeden tırnağa, içten ve dıştan, kökten ve yüzden, eşyaya ve kanunlarına aykırı düşmesi… İşte sanatın sıfır noktası olmasa da, eninde sonunda başarısızlığı gösterecek noktası, son nokta… Bu iki uç arasındaki sayısız durumlar, haller, kullanılagelen manasıyla realite ile sanat eseri arasındaki ilgiyi verir.”(3) Genel olarak Sezai Karakoç şiirini değerlendirirken ilk elden dikkat çeken husus bu: Ne bütünüyle gerçek ne bütünüyle ondan kopuk. Balkon şiiri, günümüzde belki de en fazla muhatap olduğumuz halde üzerinde fazlaca durmadığımız bir mimariye dikkat çekmektedir: Evlerin balkonlarına. Gerçekten de modern mimari anlayışı, en fazla çocukların zararına olmuştur. Geleneksel yapılarda çocuklar yürümeye başladıkları andan itibaren kendilerine oyun alanı arama gereği bile duymaksızın, adımlarını dışarı atar atmaz kendileri için doğal parklarda, bahçelerde, arsalarda bulurlardı. Oysa günümüzde yaz kış eve mahkum olan, kelimenin gerçek anlamıyla da bir mahpus hayatı yaşayan çocuklar için balkonlar bir “kaçış” alanı haline gelmiştir. Ama yalancı bir kaçış; çünkü, balkonlar çocuklar için sığınak oldukları kadar içinde tehlikeler barındıran korkulu yerlerdir. Neredeyse ölüm/oyun/balkon birbirini çağrıştıran kelimeler olmuşlardır.

g. Şiir ve Gelenek:

Bütün yönleriyle uyuşmasa bile, Sezai Karakoç’un şiir anlayışında II. Yeni’nin yeri manidardır. Özellikle biçim, tarz ve eda bakımından şairin Balkon şiiri II. Yeni’ye özgü bir duruş sergilemektedir. Dilin gramatikal yapısına yönelik oynamalar, yer yer devrik cümle kurguları; hayale kapılarını sonuna kadar açması, edebi sanatların özgür şekilde kullanılması, kendini özgür çağrışıma bırakma gibi hususlar hep II. Yeni şiirinin Balkon şiirine sızmaları gibi görünmektedir. “Balkonun ölümün cesur körfezi” olarak düşünülmesi; “evlerde ve şairin içinde balkonların bir tabut kadar yer tutması”, “gelecek zamanda ölülerin balkonlara gömülecek olması”, bundan dolayı onların “öldükten sonra da rahat etmeyecek oluşları” II. Yeni şiirinin serbest çağrışıma zemin hazırlamalarının bir etkisi gibi görünmektedir. Buna karşın, “Çamaşırlarınızı asarsanız hazır kefen/Şezlongunuza uzanın ölü” ifadeleri II. Yeni şiirinin dilin gramerine dönük müdahalesi olarak düşünülebilir.

h. Şiir ve Yorum:

Gerçekte, balkon, bize özgü bir mimari anlayışının ürünü olmadığı için, geleneğimizde bu konuyu ele alan bir şiir yoktur. Ancak dünya edebiyatı düşünüldüğünde, özellikle Batı edebiyatında kuşkusuz bunun örneklerine rastlamak mümkündür. Nitekim Balkon’un, Pazar Postası’nda yayımlanmasının hemen ardından II. Yeni şairlerinden Cemal Süreya şiirle ilgili görüşlerini şu şekilde ortaya koyar: “Bu şiirin imkânlarıyla Charles Baudelaire’nin ‘Le Balcon’u arasında ki fark günümüz şiirinin değişik bir yönünü anlatır. Daha paradoks düşkünü, daha kaprisli, simetriye pek önem vermeyen ya da simetriyi belirsiz bir noktadan alıp götüren bir şiir karşısındayız. Sezai Karakoç’un Balkon’u güzel bir şiir. Fakat asıl önemi yeni ve daha güzel şiirler yazdıracak bir yatırım olmasında toplanıyor.”(4)

i. Şiir ve Şair:

Ortaya çıktıktan sonra şairinden bağımsız hale gelen her metin gibi Balkon şiirini düşünürken de mutlak anlamda Sezai Karakoç biyografisiyle sıkı özdeşlikler kurmak çok da önemli değil. Bununla birlikte, şairinden ne kadar bağımsız olursa olsun, onun mayasını taşıdığı için, belki şairden şiire değil ama şiirden şairine gidilebilir. Bunun en temel gerekçelerinden biri, kuşkusuz, her metnin aynı oran ve mesafede yazarın görüşlerini taşıma kabiliyeti gösterememesidir.

Balkon şiiri ise Sezai Karakoç’un genel şiir anlayışının merkezinde yer alan metinlerden biridir. “Körfez’deki şiirlerin içinde en çok tanınanı ve her kesimden okurun beğenisini kazananı şüphesiz Balkon’dur. Balkon, daha Pazar Postası’nda yayımlandığı günden itibaren edebiyat çevrelerinin ilgisini çekmiş, o günden sonra yayınlanan şiir antolojilerinde şairini temsil etmiştir.”(5) Bunda hiç kuşkusuz, yukarıdaki başlıklarda ifade edildiği gibi Balkon şiirinin gerek biçimsel öğeleri gerek yapıya ait unsurlar, gerek dil kurgusu ve gerekse ilettiği mesaj bakımından Sezai Karakoç’un şiir anlayışını temsil etme kabiliyetini göstermesidir (6). Zaten kendisi de “Sanat tutumum, genel dünya görüşümün bir bölümünden başka bir şey değildir. Onu bir sesin, yeni bir sesin sırtına yüklemekten ibarettir.”(7) diyor. Buradan hareketle, Balkon şiirinin şairin Doğulu bakış açısıyla Batı medeniyetine ait mimari anlayışını estetik bir nazarla değerlendirme girişimi olduğunu söylemek mümkündür.

Dipnotlar

1. KARAKOÇ, Sezai; Şiirler III-Körfez/Şahdamar/Sesler, Diriliş Yayınları, 5. baskı, İstanbul, 1990, s. 116.
2. MAYAKOVSKY-ELUARD-ARAGON-BRECHT-NERUDA, Saf Şiir Yoktur, Broy Yayınları, 3. baskı, (basım yeri yok), 1994, s. 100.
3. KARAKOÇ, Sezai; Edebiyat Yazıları I, Diriliş Yayınları, 2. baskı, İstanbul, 1988, s. 27-28.
4. Aktaran: KARATAŞ, Turan; Doğunun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 1998, s. 223.
5. KARATAŞ, Turan; A.g.e., s.223.
6. Metin merkezli düşündüğümüz ve biyografileri metin için kullandığımız gerçeği gözden kaçmamalıdır. Dikkat edilirse, burada temsil kabiliyeti olan Sezai Karakoç değil, Balkon şiiridir. İ.E.
7. KARAKOÇ, Sezai; Edebiyat Yazıları II, Diriliş Yayınları, İstanbul, 1986, s. 36.

Kaynak: Buruciye Edebiyat Dergisi

GECEDEN KALAN

hangi şiirin mısrasıdır ki gözlerin
cehennem yangınları gibi düşer gönlüne bir şairin
bir düş ki, düşer alevlerin ötesine…
kırılır içimde aynalar
ve kuruyan dudaklarımda
bir nefeslik duadır adın…

bir deprem yayılır karasına gecenin
alaca bir karanlıkta kaybolur
kendi yarasına merhem bir derde düşer
içimdeki şair..

kırık dökük bir düş düşer payıma
karanlıktan korkar içimdeki türkü
sesini saklar bir peri
sesine muhtaç bir şairden…
bu sessizliğin öldürecek beni
tükenirken nefesim
medet yar…

ŞAHBEYİT
FATİH ŞAHİN IŞIK

BİR MISRA

 

sonra bir mısra dilendi şair
gözlerine bakıp bir ömür…

yorgun bir perinin
omzuna yaslayıp başını
bir damla gözyaşı döktü sonra
bir mevsim daha tükendi
şimdi nisan
bahara durdu dal
bahara durdu çiçek
bu ayrılık ne vakit tükenecek….

sonra bir mısra dilendi şair
ellerini tutup bir ömür…

sonra büyüdü
içimde yokluğun çığlığı
bir tek seni söyledi
yağmurda nisan
dalda bahar…
yorgunsun biliyorum

sonra bir mısra dilendi şair
tutunup yokluğunun acısına

ŞAHBEYİT
FATİH ŞAHİN IŞIK

İYİ GECELER

sonra sönüverir ışıkları şehrin
düşer göz kapakları
yenik düşer kirpiklere
düşerim düşlere

iyi geceler…

GÜNAYDIN ŞENOL

bir türkü tutturup dilime
şöyle kaşık havası
“eğdim kiraz dalını”
bir gülümseme iliştirip
yüzümün şöyle orta yerine

mavisine sabahın
güneşine…
gülen yüzüne şehrin
koşar adımlarına…

dolmuşuna, durağına
öğrencisine ,çaycısına
ekmeğine , suyuna
kedisine kuşuna

günaydın..gülsün yüzün
şen ol… şenol…

ŞAHBEYİT
FATİH ŞAHİN IŞIK

Etiket Bulutu