FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘Ama’

Kopkoyu bir sis içinde bir akşam

Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında
Uzun uzun ağllayacaksın.
Ağlayacak!

Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline
Ay da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik.
Kahrolacaksın…!

Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgâr kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!

Gönlünden atamadığın gibi
Kafandan da silemeyeceksin beni
Düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!

Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kalemin de işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın!

Necip Fazıl Kısakürek

Kolay olmayacak elbet üzüleceğim

 

Kolay olmayacak elbet üzüleceğim
Mutlaka bir iz bırakacak
Belki de çocuk gibi sana küseceğim
Seneler sonra utanarak ..
Dokunup birer birer sevdiğin eşyalara
Hatta belki ağlayacagım ..
Acı çektiğim doğru
Ama sen bana bakma
Ne olursa olsun Seni unutacağım

Kolay Olmayacak

Resimleri yırtmak kadar kolay olsaydı unutmak !..

Fon – Kolay Olmayacak | Alternatif

http://www.siirfm.com/wp-content/plugins/nazdrave-mp3/mp3player.swf


Şimdi Gidiyorsun

şimdi gidiyorsun
git
oysa senden tek bir damla istemiştim
sana kocaman bir deniz sunmak için
şimdi gidiyorsun
git

ne zaman başladı bu hikaye
anımsamak zor
gençtim
hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
komazdı öyle üç-beş nöbetleri
geceler içimi acıtmazdı böyle

bir insan bu kadar eksilebilir mi

hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adamvardı
bu şehrin biryerlerinde
düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
o adam bendim unuttun mu
bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
seni unutamadı

işin kolayına kaçmadım
uğruna ölmedim yani
uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
sen bunu da bilmedin
ben bir bakışına bin anlam yükledim
sen aşka kestirmeden gittin
bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
şimdi gidiyorsun
git
bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
bütün ışıklarımı söndürüyorsun

bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
yazıklar olsun yazıklar olsun
susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
hani sen sevdiğini
yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin

uzun lafın kısası yoktur
anlatacağım çok şey var
hoyrat bir rüzgar gibi geldin
aklımı hayatımı dağıttın
şimdi gidiyorsun
git

daha ayrılığa bile çarpmadan
aşk bize döndü
bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
ama sana dokunmak da yasak bana
göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
sen var ya sen
allah kahretsin

yani şimdi
gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
yani şimdi başkaları mı sevecek seni
ben saçlarını okşadığım zaman
ellerin öksüz kalırdı
şimdi gidiyorsun git
Kahraman Tazeoğlu

Düşümde Gördüm Seni

Yılgınlığa İnat
Düşümde Gördüm Seni
Oturmuştun duvar dibine düşünüyordun
Sararıp solmuştu benzin
Ağlamaklı mı neydi gözlerin
Puslu bir vakit düşmüştü ufkuma
Pek farkedemedim..
Düşümde Gördüm Seni
Oturmuştun duvar dibine
Elinde sazın
Bizim türkümüzü söylüyordun
Urun, urun yükseliyordu bozgunlar
Onurlu ölümler yaşanan
Ak alınlı çocuklara dağlara-dağlara diyordun.
Düşümde Gördüm Seni
Uzanmıştın ranzana
Gün aşırı şiirler okuyordun
Kavlimize tutkun gökçen soylu
Sevdalardan yana
Aldırma boşver demiyorum sana
Bilirim ki sen sevdayı
Hoşnut kavgalarla yan yana
Parmaklık, parmaklık işlersin
Gün ola harman ola diyen yüreklere
Düşümde Gördüm Seni
Yalçın kayalıklara yaslanmıştın
Ötüken mi Tanrı dağları mı bilmem
Kurt başlı tuğun elinde
Börteçine önünde
Oğuzun boyuna selam diyordu bakışın
Düşümde Gördüm Seni
Çin seddine Kür-şad’dı çehren
Ama kollarında kelepçe ayağında pranga vardı
Kan mı damlıyordu ne yüreğinden
Puslu bir vakit düşmüştü ufkuma
Pek Farkedemedim..
Düşümde Gördüm Seni
Sevdası gurbet olmuş bir karakışta
Yolcu ediliyordun arkadaşlarının omuzunda
Yamtar’ların, Sancar’ların, Afşın’ların uçmağına
Marşlar söylüyorduk ardından
Yastığımız Mezar Taşı
Yorganımız Kar Olsun
Biz Bu Yoldan Dönersek
Namus Bize ‘AR’ Olsun..
Düşümde Gördüm Seni
İrem Bağlarında ab-ı kevser içiyordun
Kıvılcımlar Çıkıyordu Gözlerinden
Ak Alınlı Çocuklara
Yılgınlığa İnat!
DAĞLARA-DAĞLARA DİYORDUN

A.S.

SEMİHA BİLMESİN

Kimseler bilmesin bu şehrin yandığını
Ellerimde beş parmak kül
Bakışlarım bir çift kızıl gül
Kimse anlamaz beni
Alt tarafı bir çocukluk gülüşü,
Yamalı, yarım…
Alt tarafı bir nevruz çiçeği,
İki günlük fırtına…
Ve bu hesaplı hayat ağır geliyor bana
Kimselere söyleme
Semiha bilmesin
Kendimi yaktığımı

Ben eksik bir akşamdaydım, bilmiyordum
Denizler alçalmıştı, açelyalar çekilmişti
Başka bir baharda unutmuştum,
Neydi şiir gibi yaşamak,
Yağmura tutulmak,
Ölümüne sevmek,
Ölümüne unutulmak…
Oysa gerçek gibi bir hayatım var artık
Bir bakışın dokunsa, hayatım darmadağın…
Bu örtülmüş yanımı,
Kimselere söyleme
Semiha bilmesin.
Semiha bilmesin,
Senden çok korktuğumu…

Bir oyun bu, biliyorum
En zamansız yerde açılır perde,
En anlamsız vedalarla kapanır
Biz hem oyuncuyuz, hem de seyirci
Onun için alkışlar saklanmalı
Son sahne son nefestir, herkes alkışlanmalı…
Ama senin bakışların sen
Benim bakışlarım ben
Kimselere söyleme
Semiha bilmesin,
Semiha bilmesin
Bu oyundan bıktığımı…

Ben bir türkü duysam, ta burçlara çıkarım
Bir iğde çiçeğine gençliğimi yakarım
Dolu dizgin bir şiire yürürsem,
Hiç hesapsız, köprüleri yakarım
Sevsem, kimse katlanmaz bana
Kimse kaldıramaz bakışlarımı
Benim bir belâya yürüdüğümü
Kimselere söyleme
Semiha bilmesin.
Semiha bilmesin
Seni çok sevdiğimi…

İSTANBUL’ DA BİR RÜYA

Her ne zaman,
Bir köşesine sızıp kalsam odamın ,
Korkularımı götürdüğüm düşlerimde,
Seni, Gülhâne’de ağlıyor bulurum.
Ah Eylül Gülüm!
Sanma ki;
Kırılan bir yüzüğün peşinde özgürlüğüm
Ben bu dört duvarlık hayatı,
Yaşadıysam
Senin için yaşadım.
Ve yine bu dört duvar arasında ,
Öleceksem,
Senin için ölürüm…

Artık senden öte hiçbir şey,
Düzenimin bir parçası olmuyor.
Gözlerimi kapatıyorum,
Fatih’te bir parkta,
Yağmur başlıyor.
Ellerinden tutuyorum
Başın göğsüme düşüyor, sırılsıklam
Ah Eylül Gülüm!
Bir yorgun otobüs geçiyor gözlerimden,
Bir rüzgar geçiyor,
Her şeyi yeni baştan unutuyorum…

Ah Eylül Gülüm!
Bu bir rüya olsun, ne olur
Sancılarımı taşıdığım bir rüya.
Yine ağır-ağır,
Lodosa tutulmuş gemiler gibi,
Sarayburnu’nda beş parasız dolaşalım seninle
Ben çok üşürüm, bilirsin
Ama olsun
Otobüse gecikmeye çalışalım seninle
Oldu olacak, Anıt’ta çay içelim,
İçimiz ısınsın, gözlerimiz ısınsın
Ve gece, hiç uyumayalım, ne olur
Hiç uyumayalım,
Ömrümüzde böyle rüya olmasın…

GÖZDEN IRAK-GÖNÜLDEN KERKÜK

Kerkük benim, demek ayrı gördüler
Şu döşüme paslı hançer vurdular
Sanki benim öz evime girdiler
Oğlum gibi ağlayan vatan Kerkük
Soysuz ite yurt mu oldun sen Kerkük?

Bu nasıl özgürlük, sana hiç düşmez
Garipleri kimse görmez, görüşmez
Zalim değişir de, mazlum değişmez
Ellerimde can çekişen can Kerkük
O itlere yurt mu oldun sen Kerkük?

Beni sorma, halkın kesiriyim ben
Mükemmel(!) bir çağın kusuruyum ben
Bir eski destanın esiriyim ben
Bir kendine, bir de bana yan Kerkük
Soysuzlara yurt mu oldun sen Kerkük?

Günahım çok ama gel gör gizlerim
Gelemem de içten içe sızlarım
Bıktırmıştır tutulmayan sözlerim
Ama bu son, ama bu son, son, Kerkük
Peşmerge’ye yurt mu oldun sen Kerkük?

Bayrağındır, mavi görsem, ölürüm
Tabutundur, çivi görsem, ölürüm
Mezarındır, evi görsem, ölürüm
Uykularım ve gözlerim kan, Kerkük
Düşmanıma yurt mu oldun sen Kerkük?

Bilmez miyim, beni nerde kim bekler
Ak nineler, gün görmemiş bebekler
Kurda karşı bir olurmuş köpekler
İşte benim çıldırdığım an Kerkük
Çakallara yurt mu oldun sen Kerkük?

Irak’tasın, başın yine dar da mı?
Bebeklerin, çoluk-çocuk zorda mı?
Ve peşmerge, ve Barzani orda mı?
Namus sözü, geleceğim ben Kerkük
O itlere yurt mu oldun sen Kerkük?

Etiket Bulutu