FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Posts tagged ‘ali kınık’

Üç Dal Gül’e Arz-ı Hâl

Bu mevsim de gelmedin ya, yoruldum
Her mızrapta kanıyor ezgilerim
Üç dal gülüm, ele düştüm , kırıldım
Mevsimden mevsime taştı kederim

Penceremde her gece bir karanfil
Düşlerimde ıslak yeleli bir tay
Bu bekleyiş hayra alâmet değil
Artık beni hayal içre yitik say

Bu yağmurlar düşlerimden çıkmadan
Bir gök kuşun nefesiyle savrul gel
Korku geçit vermez, cânı yakmadan
Derviş gibi acılarla kavrul gel

Vakit şimdi telâşlı bir akşâmdır
Şehzadeler hüzün üzre yürüyor
Belki de bu demlenen son ilhamdır
Ellerimde gümüş tüyler eriyor

Sen firari sevdam, kaçak umudum!
Ötelerde daha özgür değilsin
Üç dal gülüm, bense dalda kurudum
Gel de iklimime güneş eğilsin.

Yollarına dökülürken türküler
Bildiğin tüm şiirleri unut gel
Yüreğimde sürülmeden sürgüler
Gururunu gurbet elde uyut gel

Sabahlarım, sabâ yada sûzinâk
Salkım söğüt alevden suya değer
Yüreğime çöker kalır iştiyak
Nâra yanmak, sensiz kalmakmış meğer

Kaç yağmurla haber saldım gel diye
Yağmurlarla damla damla süzül gel
Üç dal gülüm, bende adın gül diye
Her kervanla gül gönderdim, üzül gel

Ben yanmadan rüzgar vurmuş, sönmüşüm
Yokluğunla eksik kaldı her şeyim
Her dergahın kapısından dönmüşüm
Bir kısık ses, bir kırık ney, neyleyim

Sen ki ufkumdaki üç dal gülümsün
Bağrımdaki sızı kadar benimsin
Kapalı avcumda yasak ölümsün
Alnımdaki yazı kadar benimsin.
Alnımdaki yazı kadar benimsin…

ALİ KINIK
_______________

BU AŞK (ALİ KINIK) FATİH ŞAHİN IŞIK

http://www.dailymotion.com/embed/video/xk17v6?width=300&theme=eggplant&foreground=%23CFCFCF&highlight=%23834596&background=%23000000
BU AŞK ( ALİ KINIK) — FATİH ŞAHİN IŞIK acemisahin

KEMANCI (ALİ KINIK) FATİH ŞAHİN IŞIK

http://www.dailymotion.com/embed/video/xk17yq?width=300&theme=eggplant&foreground=%23CFCFCF&highlight=%23834596&background=%23000000
KEMANCI (ALİ KINIK)- FATİH ŞAHİN IŞIK acemisahin

TURAN DUASI

– Atsız Ata’ya İthafen-

Seni,acundan yüce tek var saymışım Tanrı’m
Göğe değen başımı,yere eğmişim Tanrı’m
Ve gönlümde yanına çiçek koymuşum Tanrı’m
Bu sevgiyi sen verdin,bu da benim nazımdır
Korkak kullarca değil,erkekçe niyazımdır
Ey Tanrı’m,yüce Tanrı’m
Kat,gücü güce Tanrı’m
Bölük bölük bölündük
Sonumuz nice Tanrı’m

Sensin derdi yaratan,derman olan,yine sen
Sensin Türk’ü yaratan,ayrı kılan,yine sen
Yüce dağlar birleşir,eğer ki sen “ol” desen
Dilersen kes hakkımı,ekmeğimden,suyumdan
Bu birlik,varlık demek,esirgeme soyumdan
Kapına durdum Tanrı’m
Yere diz vurdum Tanrı’m
Çek şu kızıl perdeyi,
Bir olsun yurdum Tanrı’m

Tanrı’m,şerefim için,namusum,dinim için
Şerefsize bilenen şerefli kinim için
“Ben” dedim ya,andolsun,sanma ki benim için
Ahlaksız çarklar için,saklanmaz farklar için
Şu çakal insancıklar,şu Bozkurt Türkler için
Açtım elimi Tanrı’m
Çözdüm dilimi Tanrı’m
Kabul et bu duamı
Arz-ı halimi Tanrı’m

Bir gece,ağlar gibi,kurtlar uludu dağdan
Gözlerime kan değdi,dokuz yaralı tuğdan
Bir türkü,bir de ağıt kopardım eski çağdan
Türküm umudum olsun,ağıdım yaram olsun
Türküsüz ve ağıtsız gün bana haram olsun
Bu acı beter Tanrı’m
Sanmam ki biter Tanrı’m
Belki benden artar da,
Neslime yeter Tanrı’m

Bizi zulme bileyen bu kutlu güç senindir
Haklı ve yiğit kılan şerefli taç senindir
Türk olmaksa suçumuz,bu soylu suç senindir
Sanma ki bu sorgudur,sen Tanrı’sın,ben kulum
Sen sabırda zenginsin,bense işte yoksulum
Dört yanım soru,Tanrı’m
Hepsi en zoru Tanrı’m
Soruların zorundan,
Soyumu koru Tanrı’m

Sen Tanrı değil misin,adını yargılatma
Sana Tanrı deyince,dinimi sorgulatma
Ya adam et bunları,ya beraber yaşatma
Kanı bozuk olanlar,”Türk’üm” diyemesinler
Ve Türk’ün dik başını yere eğemesinler
Gökçek Tanrı’m,gök Tanrı’m
Sevgisi büyük Tanrı’m
İti kurda baş kılma
Bu ne ağır yük Tanrı’m?

Şimdi beni ezenler,demek soyumu bilmez
Bozgunun ardındaki mutlak toyumu bilmez
Demek,beni bilir de,deli huyumu bilmez
Çin’de kırkbir çeriyle ihtilal yapan kimdi?
Peki,o uslanmaz kan hangi bedende şimdi?
Şükür ki,bende,Tanrı’m
“Niçin”i sende,Tanrı’m
Bugünü de kutlu kıl
Gözlerim dünde Tanrı’m

Türkiye benim yurdum,canım kurban bu yurda
Fakat,bir dağ az gelir,mayası hür Bozkurda
Kıralım şu zinciri,artık ferman buyur da
Sınırları bozalım,yeni baştan çizelim
Kendi toprağımızda hesapsızca gezelim
Bir ferman buyur Tanrı’m
Dünyaya duyur Tanrı’m
Türk’ü Türk’e kavuştur,
Var,beni ayır Tanrı’m
Çünkü,o gün her ölen,
Sadece uyur Tanrı’m…

KARDEŞİM

Biz,bu ateş çemberinden de geçeriz,
Geçeriz kardeşim…
Çocukken,bir çoban değneğiyle toprağa yazdığımız,
O yıldızlı,o şerefli sözleri,
Bu hayatın alnına da kazırız,
Kazırız kardeşim…
Say ki bu bunaltı,
Soylu,türkü dolu bir hayatın diyeti
Değil mi kardeşim,
Yiğit kardeşim
Babamın emaneti…

Nerde çocukluğumuz,birdenbire büyüdük
O navruz çiçeklerini biz mi topladık,
Büyülü yıldızların altında biz mi uyuduk?…
Yangından çocukluk kaçırır gibi,
Birdenbire,apar-topar büyüdük
Bu çocukluk yanımız ondan,
Bu kırılgan,bu zamana vahşi yanımız ondan
Ondan,omzumuzda adımız gibi taşıyoruz hasreti
Değil mi kardeşim,
Kardeşim
Babamın emaneti…

Biz bu dünyanın işvesine kanmamışız
Damarlarımıza kadar incinsek bile,
İncitmeden,çiğdem gibi topraktan sökmüşüz aşkımızı
Şehirlere insek bile,şehirlerde sinmemişiz
Bir söz vermişiz toprağa,
Topraktan dönmemişiz…
İnce bir yanımız var,bir yanımız erkekçe,
Annemizden merhameti almışız,babamızdan kudreti
Değil mi kardeşim,
Güzel kardeşim,
Babamın emaneti…

Bizim,bir parça ekmeğimizi,
Acımızı,gücümüzü,
Kanımızı bölüştüren Tanrı’ya şükür.
Seni,bir kır çiçeği gibi,
Yuvamıza iliştiren Tanrı’ya şükür
Kimse benim gözümle göremez seni,
Bebek kardeşim,
“Erkek” kardeşim…
Bir “Kadir Gecesi” dünyaya geldin,
Bunu bir bağış saydım
Seni,binbir duayla,öptüm başıma koydum
Canım kardeşim,
Tanrı’nın nimeti,
Babamın emaneti
Kardeşim,
Babamın emaneti…

MEMEDALİ’ NİN TÜRKÜSÜ

Beydağı’nın başı karlı
Başım dağlardan efkârlı
Mahpusa düştüm düşeli
Dert çekerim türlü türlü

Asın bu türküleri gardaş
mısra mısra asın.
Ya da beni,lime lime,
yalnız urganlar ağlasın…

Ben köy çocuğuyum gardaş
Anam bilmez gerçi köylü olduğunu
Ben bilirim, herkes bilir, o bilmez
Anam, yokluğunu saklamıştır yazmasının altına
Bir oğul yollamıştır yirmisinde mahpusa
kara bakışlı fidan gibi, cevval
Kim bilir, kaç kez turnalar gelmiştir de anamın düşlerine,
Bilir (mi) ki, Memedali gelmez?…

Malatya’da anam ağlar
Feryadını tutar dağlar
Zencir olsa koparırdım
Beni kara bahtım bağlar

Anlamadılar bizi gardaş
Yoksul, babasız köy çocuklarının
yani yitik çocukların
Her gece düşünde bir kırmızı şeker,
bir külah dondurma gördüğünü
yada bir bisiklet, telli duvaklı…
Bilmediler, anamın ağrıları olduğunu
Ve benim kaç gece yorganı başıma çekip,
sabahlara kadar çaresiz ağladığımı
Velhasıl bilmediler
çocuklar şeker alsınlar diye,
ekmeksiz, babamsız,
ve ağrılar içindeki
anamı bile terk ettiğimi…

Malatya’ya güneş doğar
Yüreğime karlar yağar
Ana, gardaş, köy hasreti
Bir yüreğe nasıl sığar

Beni, kendi kurşunumla vurdular gardaş
öyküm paramparça
Beni, çok yüzlü şahitlere sordular
Biliyorum, kendi tasvirini yapamaz
talan olmuş ömürler,
dağılan ordular…
İşte, deli adamların kaderidir bu,
Deli adamların deliliğidir
hep tenhalarda kalırlar
Ve, bir ömür satıp yok pahasına
bir efsane alırlar…
Bu delilik kimin harcıydı gardaş
Ben ömrümü bedel koydum
şikayetim yok
Lakin, bu borç kimin borcuydu gardaş?!..

ASIL HAYAT-YA DA- ASİL HAYAT

Bu kirli denizden
Bir damla gibi kopup
Yüzümü gerçeğe çevireceğim
Ya beni unutacak yörüngesiz insanlar,
Ya benimle gelecek.
Geride bir yığın yaldız tortusu
Geride bir yığın aptal uykusu
Anladım, asıl hayat
Yanarak yaşamakmış
Güneş gibi
Ateş gibi
TÜRKEŞ gibi…

Bıçak değmiş ışkın kabuğu gibi
Sıyrılıp hayatın korkularından
Yüzümü göklere çevireceğim
Şuh bakışlar sürüleri sürüsün
Ben bu yola hesapsız gireceğim
Anladım asıl hayat,
Korkusuz yaşamakmış
Bir yalnız gibi
Bir yıldız gibi
ATSIZ gibi

Etiket Bulutu