FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

Archive for the ‘2010’ Category

SİTEM

SİTEM

bu gün bayramdı
bayramdı ya…

ilk sana günaydın
ilk sana iyi bayramlardı ya…

bu gün bayram
bayramdı ya…

bari sesini duysaydım…

FATİH ŞAHİN IŞIK
ŞAHBEYİT

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Sevdiklerinizle nice mutlu bayramlara….

KAÇAK

KAÇAK

yani şimdi sen bensiz
gri renkli bir şehrin
sokaklarında
türküler mi dinlemektesin…

yani şimdi sen bensiz
o yokuşu mu tırmandın…
yani şimdi sen bensiz
kayıp mı oldun…

bari söyle…
duruyor mu bank yerinde…

FATİH ŞAHİN IŞIK
ŞAHBEYİT

UYKUSUZ

saat sabahın üçüelimde kalem
dilimde adın …

bir yıldız seçiyorum…
kurak mevsimler gibi yokluğun
içimde ne yana baksam senli bir acı
hangi şiiri seçsem sen oluyor bu gece
şuracıkta bir kırmızı kalem gibi duruyor yokluğun
jilet kesiği yaralarım oluyor bazen

şimdi çıkıp
karanlığın orta yerine bağırsam
bir anlamsız cümleye saklayıp adını
seni seviyorum

bu gece
çaldırdım mektuplarını
habersiz okudum şiirlerini
biliyorum
affetmeyeceksin beni
ama…
sende bir kaç şiirim olacaktı
bari onları oku…

saat sabahın üçü
uykuda olmalısın…
bir umut
düşlerine düşsem…
düşlerime düşsen…

SAMARRA

“Ve bir kadın, ’Bize acıdan bahset’ dedi. “HALİL CİBRAN

neresinden başlanırsa bir masala
ve neresinden kanarsa en çok bu yara
oradaydı aşk
ve o kadardı yokluğun…

bir varmış , bir yokmuştu aslında
kaf dağının ardında saklıydı
bu şiirin sırrı …
gözlerine benzer bir yaprağın
yeşiliydi mevsim
ve (samarra) gözlerinden sonrasıydı
içimizdeki yangın..

gözyaşlarımı saklayarak
bir bulutun beyazına
yorgun bir gölge düşürdün
sensizliğin orta yerine…
beni bu yalnızlığa hapsetme

ve (samarra)
yedi başlı bir canavardı
akıp giderken zaman
hangi takvim yaprağı
ve hangi saat var ki
anlatsın bu masalı

(samarra) nasıl bir depremdir ki,
devrilir üzerime gökyüzü
ilkin kırılır aynalar
kanatır içimdeki aksini
ve yaralı bir güvercin düşer avuçlarıma
durmadan sızarken içime karanlık
inadına uzayan geceleriyle
başucumda bekler kasım
sen de yoksun…
çaresizliğin öbür adıdır yokluğun

(samarra) duvarları yıkıldı bu masalın
az da gitsem /uz da gitsem
sende son bulur menzilim..
durmadan bir hançer dokunur
sol yanımdaki sancıya
ellerinden tutsam
bir amansız hasrete tutsak
durmadan uykusuzum oysa

şimdi vakit
aynı şehrin gökyüzünde
karşılayabilmektir güneşi…

(samarra)
sırası mıydı çekip gitmenin

ZAMANSIZ AYRILIK

durmadan içime sızıyor karanlık

ve inadına uzayan geceleriyle
başucumda bekliyor kasım
sen de yoksun…

oysa şiirler büyütmüştüm
yokluğunda…

sırası mıydı çekip gitmenin

KRONİK DÜŞLER

meğer ne zormuşher sabah aynı düşe uyanmak…

zembereği kırılmış bir saattir şimdi zaman
beklemek…
bir o kadar umutla
bir o kadar inatla…
şimdi hangi mevsim getirir seni bana
hangi takvime düşer adın

meğer ne zormuş
her sabah aynı düşe uyanmak…

ufkunu kaybetmiş bir sabahtır şimdi güneş
sızar durur bir kasımdan içeri
beklemek…
her sabah yeniden severek
her sabah taze bir aşkla…
şimdi hangi ayrılık acıtabilir ki
böyle cam kesiği gibi kanarken….

meğer ne zormuş
her sabah aynı düşe uyanmak

SONBAHAR SARISI

sonbahardı solgun bir sarıydı
yaprağa değdi
dala değdi

sonbahardı
sen yoktun
yokluğunun rengi neydi
neresiydi acıyan göğsümün
nefesimi tuttum
yağmurlara inattı
ağlamayışım
sahi
hiç gelmeyecek miydin
bari kokunu yolla

sonbahardı
hangi dala sorsam
kırıktı
yoktun ya
ağlasam
kınarlar mıydı
gözyaşımı sakladım
ceplerime
görmesinler
kimsecikler
sana şiirler söylesem
duyar mısın
sahi
hiç olmayacak mıydın
bari kokunu yolla

sonbahardı
durmadan uzuyordu geceler
bu geceler bana inat mı yapıyordu
sen gelmiyordun
üşüyordum bir yandan
bir yandan
bu şehri bir duman sarıyordu
nefes alamıyordum
karanlık inadına inadına
üstüme geliyordu

sonbahardı
solgun bir sarıydı
yaprağa değdi
dala değdi
..
sevgili…
bari sen yapma…

SERVGİYİ FISILDAMAK

artık parantez içinde fısıldamıyor
hiç bir cümle…
….
yorgun bir mısranın
anlattığı kadarım şimdi
bir de
sen söylesen ne olur
duymak istediklerimi…

her daim
karanlığa çığlıktı sesin
kimseler görmesindi
duymasındı kimseler
omuzların
bir yaşamak yüküyle
yorgun..

hangi şiiri iliştirsem saçlarına
rüzgarda yenik
gözyaşına dokundu
mısralarım
sahi
sen hiç güldün mü
nasıl da sen oluyordun
gülerken yaz akşamlarında

yorgun bir mısranın
anlattığı kadarım şimdi
bir de
sen söylesen ne olur
duymak istediklerimi

biliyor musun
aslında her şey tek bir cümeydi

hangi şaire sorsan bilir…

MASAL

Sonra bir masal söylendibu şehrin sokaklarında hep
bir periye dair…

ve ağustostu
sen gittiğinde bu masaldan
önce yıldızlar kaydı birer birer
sonra bir poyrazda üşüdü
yeşili çimenlerin…
ve karanlığa inat türküler söylendi…
bir tepeden bakıp şehre
hüzünlü şiirler söyledi şairler…
sen yoktun sonra
kanadı içimiz..

bir nefeslik yaşamak kaldı bize
tutsak da bir… tutmasak da

ve lüzumsuz bir gölge düştü
şehrin sokaklarına senden sonra
ne vakit seni düşünsek..
tavşan kanı çay kokardı yalnızlık
sana üryandı ruhumuz
sana soyundu tenimiz…
sıra sıra günah….
….
ve üşüdü sevda
bir ağustosun kollarında bu şehirde
hadi…
gel…
ateşinle ısıt bizi…
yüreğimizi…
titrek dudaklarımızda tuzlansın
yalnızlığın türküsü…
çırılçıplak bir karanlığa sarılıp
saklasın bizi bu sevda….
….
kendine zindan bir sevdanın
tutsağıyım şimdi…

sonra bir masal söylendi
bu şehrin sokaklarında hep
bir periye dair…

şahbeyitfatih şahin ışık

Etiket Bulutu