FATİH ŞAHİN'LE PERİLİ ŞİİRLER

TARKAN KAYIP

http://www.dailymotion.com/swf/video/xhwgny
Tarkan – Kayıp 2011 Yeni Klip The_BoSs_68

Hazin bir siyaha boyandı bulutlar
İkimize ağlar bu nazlı yağmurlar
Umudum azaldı, geçiyor zamanlar
Ayrılık efendi, kulu biz aşıklar

Ellerin avcumda soldu
Yaralı bir ürkek kuştu
Biten bir aşktan çırpınıp uçtu

Yolun açık olsun demek isterdim
Boğazım düğümlü, sözlerim kayıp
Bir daha ömrümce kimseyi sevmem
Çünkü bu bedende yüreğim kayıp

Beyaz cennetlerden inecek melekler
Seni korur onlar; dualar, dilekler
Bense bu sevdanın uzak gurbetinde
Savrulurum her gün senin hasretinle

Yarım kalan bir hikayeyiz artık seninle
Ayrı yollara yürüyoruz
Hayat bu…
Serseri bir rüzgar gibi estin sen şimdi uzaklara
Ben göğsümde solgun bir gülle yaşarım yıllarca
Yaşamaksa bu!
Ayrı akşamlara yatıp
Ayrı sabahlara uyanırız bundan sonra
Hataları aşk sanıp
Başka tenlerde avunuruz boşuna
Ve gizli gizli yaralanırız
Şunu bil ki daima
Ben, en güzel yeri hatırana saklarım
Talan olmuş gönül bahçemde
Saçlarımda tel tel hüzünlerle
Gözlerimde azalan güneşlerle
Ben hep seni beklerim bu şehirde
Bir gün dönersin diye

Kendine iyi bak ey sevgili!

Kendine iyi bak en sevgili!

BU GÜN PAZAR

BU GÜN PAZAR VE BEN SENİ ÇOK ÖZLEDİM

http://www.dailymotion.com/swf/video/xcwue0

yağmur da var
çok sevdiğim rüzgar da
bugün pazar
daha uyanmadı komşular
damların üzerinde kuşlar
daha rahatlar
radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
yağmur da var
çok sevdiğim rüzgar da
daha uyanmadı komşular
bugün pazar
ve ben seni çok özledim
dışan çıkmak istiyor canım
tek başına haytalık etmek
islanmak pazar sabahında yağmurda
boş caddelerde dolaşmak
vitrinlerine bakmak mağazaların
sinemaların afişlerine
sokakların isimlerine
telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
bir merhaba demek sessizce
sahilde martılara simit atmak
otobüslerin ilk seferlerine binmek
gitmek istiyor canım
hayatın gittiği yere
islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
fırından taze ekmek alıp
buğusunu çekmek içine
ve ben seni çok özledim
tam böyle bir şey
çiçeğe su yürümesi
bebeğin ağlaması
toprağın uyanması
yağmurun yağması
ateşin sıcağı
bu pazar sabahı
tam böyle bir şey
bir sabahçı kahvesine uğramak
bir bardak çay
taze dem kokusu
hayatın atardamarlarında dolaşmak
bölmeden şehrin uykusunu
bir siir yazmak
pazar bulmacasının boş karelerine
şiirde tam da bunu anlatmak delice
tam böyle bir şey
hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz
bir şiir yazmak
bir bardak çay içmek
sokaklarda gezmek
yağmurda ıslanmak
ve ben seni çok özledim

BENSİZKEN ANKARA’DA

bensizken ankara'da

http://www.dailymotion.com/swf/video/x6qink?theme=eggplant&foreground=%23CFCFCF&highlight=%23834596&background=%23000000
Haluk Levent – Ankara ches-agop

BEKLİYORUM

bekliyorum…
ellerinde bir mısra
gelecek misin…

belki yorgun
uykusuz biraz

bir gülümseme yüzünde
saçların yine omzunda

bekliyorum..
ellerinde bir mısra
gelecek misin..

 

ŞAHBEYİT
FATİH ŞAHİN IŞIK

 

NECİP FAZIL KISAKÜREK ‘ İN SAKARYA TÜRKÜSÜ ŞİİRİNİ TAHLİL
Nurullah ÇETIN
Doç. Dr., Ankara Üniversitesi,
Dil Tarih Cografya Fakültesi
ANKARA

SAKARYA TÜRKÜSÜ

Insan bu, su misali, kivrim kivrim akar ya…
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuslardan, hep basamak basamak;
Benimse alin yazim, yokuslarda susamak.

Her sey akar: Su, tarih, yildiz, insan ve fikir…
Oluklar çis: Birinden nur akar, birinden kir.

Akista demetlenmis, büyük küçük kâinat…
Su çikan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya baska, yokus mu çikiyor, ne?
Kursundan bir yük binmis, köpükten gövdesine.

Çatliyor, yirtiniyor yokusu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demis suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sirtina Sakarya’nin, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakarya’m, sana mi düstü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük! ..

Ne agir imtihandir basindaki, Sakarya!
Bin bir basli kartali nasil tasir kanarya?

Insandir saniyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallik ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.

Yalniz aci bir lokma, zehirle pismis astan;
Ve ayrilik, anadan, vatandan, arkadastan;

Simdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkesanlara kaçmis eski günesleri an!

Hani, Yunus Emre ki, kiyinda geziyordu;
Hani, ardina çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeslerin, cömert Nil, yesil Tuna?;
Giden sanli akinci, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzinda hâlâ çarpar mi tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedâyi: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu giris bilmeceler…
Sakarya, kandillere katran döktü geceler!

Vicdan azabina es, kayna kayna Sakarya…
Öz yurdunda garipsin, öz vataninda parya!

Insan üç bes damla kan, irmak üç bes damla su…
Bir hayata çattik ki, hayata kurmus pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren lesler, sizi kim diriltecek?

Kafdagi’ni assalar, belki çeker de bir kil!
Bu ifritten sualin, kilini çekmez akil!

Sakarya, saf çocugu, masum Anadolu’nun…
Divanesi ikimiz kaldik Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyasiyla islanmis hamurdaniz;
Rengimize baksinlar, kandan ve çamurdaniz!

Akrebin kiskacinda yogurmus bizi kader;
Aldirma, böyle gelmis, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kivril, ben gideyim, son Peygamber kilavuz!

Yol onun, varlik onun, gerisi hep angarya…
Yüz üstü çok süründün, ayaga kalk, Sakarya! ..

SIIRIN TAHLILI

Siirin yazilis tarihi ve vesilesi: Necip Fazil, “Sakarya Türküsü”nü 1949 yilinda trenle bir Ankara dönüsü, bozkirlar arasindan yol boyunca kivrila kivrila akisini seyrettigi Sakarya nehrinin verdigi ilhamla yazmis.

Siirin Konusu: Siirde bireysel istiraplar yerine toplum sorunlari ön plandadir. Sosyal bir ülkü dillendirilir. Siirin konusu, Türk milletinin 1949 yilindaki durumudur.

Bir aksiyon ve dava adami olarak Necip Fazil’in cemiyet siirlerinin baslicalarindan biri “Sakarya Türküsü-1949” (Çile, s.312) dür. O, bu siirinde gelecegi kuracak olan neslin dava çilesini Sakarya nehri temsilciginde, onunla özdeslestirerek veriyor.

Necip Fazil, Anadolu Oguz Türklerinin tarihini, hâlini, gelecegini degisik çagrisimlarla özetliyor. Taliplisi oldugu gelecegi kurma mücadelesi kolay degildir.

Benimse alin yazim, yokuslarda susamak.

Yorulmadan, zahmet, çile çekmeden, büyük bir mücadele vermeden bu davayi kazanmak mümkün degildir. Siirde ayni zamanda bir tarih felsefesi ve yorumu yapilir.

Her sey akar, su, tarih, yildiz, insan ve fikir;
Oluklar çis; birinden nur akar, birinden kir.
Burada ilk insandan bu yana devam edip gelen iyi–kötü mücadelesine deginiliyor. Iyi ve kötü, dogru ve yanlis hep yan yana birlikte birbirleriyle mücadele ede ede gelmektedir. Bu mücadele de dünya varoldukça sürecektir. Dolayisiyla bu mücadelenin disinda kalmak mümkün degildir. Mücadelenin geregi olan neyse o yapilacaktir.

Fakat Sakarya baska, yokus mu çikiyor ne,
Kursundan bir yük binmis, köpükten gövdesine;
Çatliyor, yirtiniyor yokusu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demis suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sirtina Sakarya’nin, Türk tarihi vurulur.
Nehrin yokusa dogru akma mücadelesi, olmazlari oldurma inadi ve azmidir. Necip Fazil, siirinde etkiyi ve vurguyu genellikle paradoksal bir yapi içinde ortaya koyar. Burada da o var. Nehir asagi dogru akar, yokusa dogru akmaz. Ama Sakarya; ki Sakarya’nin temsilciliginde Türk milleti, tarih boyunca hep sirtina kursundan agir yükler yüklenerek büyük isler basarmistir. Hep imkânsiz görünene talip olmustur. Azim ve kararlilikla her isin üstesinden gelmistir.

Türk milletinin tarihî gidisati ve seyri hep bu yöndedir. Maddeye karsi mana önceligi. Kafasini hiçbir zaman pozitivist mantiga göre kurgulamamistir. Görünen sebeplere göre sonucu hesaplamamistir. Dolayisiyla determinizme esir olmadigi için hep hür kalmistir. Malazgirt Savasinda büyük komutan Alparslan, 250.000 kisilik en modern silâhlara sahip Bizans ordusuna karsi 50.000 kisiyle bir sey yapilamaz; bu sebeplerden zafer gibi bir sonuç çikmaz, diye düsünseydi bugün buralarda; Anadolu’da, Türkiye’de olmazdik. Öyle “düsünmedi”. “Inandi” ve basardi. Tarihte birçok örnek var buna. Necip Fazil’in yukaridaki misralarda verdigi son örnek de Millî Mücadeledir.

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sirtina Sakarya’nin, Türk tarihi vurulur.
Misralariyla Millî Mücadelenin destansi boyutuna deginiyor. 1912 Balkan savaslari, 1914 Birinci Dünya Savasi, 1919 Millî Mücadele süreci içinde tas üstünde tas, omuz üstünde bas kalmamisti. Ingiltere, Fransa, Italya, Yunanistan ülkeyi fiilen isgal etmis, en modern silâhlarla bogazimiza dayanmis bir hâlde, her seyin bittigi sanildigi bir anda necip Türk milleti, ruhunda barindirdigi tam bagimsiz ve baglantisiz, hür yasama istegiyle son bir Kuvâ-yi Milliye hamlesiyle ayaga kalkti, sanli bir direnisle ülkesini emperyalist batili isgalcilerden temizledi.

Burada da Necip Fazil’in dedigi gibi görünen sebeplere itibar etmeyis ve yalnizca Allah’a dayanma inanci belirleyici olmustur. O sartlarda görünen sebeplere göre direnis ortaya koymak delilik, çilginlik olarak görülebilirdi. Nitekim mutlak iman teslimiyeti yerine pozitivist mantigin kiskacinda sikismis kisiler, basta Atatürk olmak üzere Kuvâ-yi Milliyecilere maceraci, serüvenci, çilgin diyorlardi.

Ama Necip Fazil’in deyimiyle Allah isterse sular büklüm büklüm burulur, yani en olmayacak seyler olur, imkânsiz mümkün hâle gelir. Burada Kur’an’da geçen “Allah ol! der, olur” ifadesinin bir açilimi var. Pozitivizm, determinizmi esas alir. Yani görünen fiziksel sebepler ne ise sonuç da ona göre ortaya çikar. Islâm inancinda inancinda ise sebepler ne olursa olsun Allah’in dedigi olur. Buna göre görünüste hiç olmayacak gibi görünen seyler de Allah isterse hemen oluverir. Bu baglamda Türk milleti, Sakarya’nin yani Anadolu’nun sirtina kendi mührünü vurur, bu topraklar üstünde millî hâkimiyetini saglar.

Türk milleti, mukaddes yükün hamalidir. Fakat bu hamallik, Allah rizasi için, karsilik beklemeden, tam bir fedakârlik ve feragat içinde yapilan bir hamalliktir. Bu çalisma ve fedakârligin sonunda rütbe ve mal gibi maddî bir ücret yoktur.

Sair, hâle ve maziye birlikte bakiyor. Hâlin kötü durumuyla mazinin parlak durumu arasinda mukayese imkâni veriyor. Tarihin derinliklerine gömülmüs, kehkesanlara kaçmis eski günesler, tarihî Türk büyükleridir. Anadolu’nun manevî mimarlarindan Yunus Emre, tozu dumana katan akinci ordulari; yani Necip Fazil’in anlayisiyla mana ve madde kahramanlari. Bu arada cografî anlamda yine büyük Osmanli hinterlandini üç nehrin simgeselliginde veriyor: Sakarya, Nil ve Tuna. Sakarya, Anadolu’nun, Nil, Orta Dogu ve Kuzey Afrika’nin, Tuna da Balkanlarin simgesidir. Buralar, Osmanlinin hâkimiyet alanlaridir. Sair, Türk-Islâm tarihinin ihtisamini ve bugün onlardan eser kalmayisini degisik unsurlarla hatirlatirken, hem bir hayiflanma içindedir hem de yeni bir hamle için zemin olusturmaktadir. Bu, yeni nesle tarihsel anlamda öz güven olusturma zeminidir. Büyük bir tarihi yapan milletin çocuklari tarihî misyonuna uygun olarak yeniden büyük bir gelecek kurabilir.

Giden sanli akinci, ne gün döner yurduna?

Sorusu ayni zamanda bir çagridir. Sanli akincilarin, Türk yigitlerinin yeniden dirilerek, milletini içinde bulundugu zillet hâlinden kurtarip tekrar tarihin efendisi yapma istegi sakli burada. Bu zillet hâlini:

Öz yurdunda garipsin, öz vataninda parya!

Misrai açikça ortaya koyuyor. Bu gariplik ve paryalik hâli, milletin kendi ruhuna ve degerlerine uygun bir yönetim kademesinden yoksunlugu, millet ve yönetici tabakasi arasindaki uyusmazligi, bürokrat / aydin kesiminin Türk milletinin ruh köküne ters tutumunu içeriyor.

Bir hayata çattik ki, hayata kurmus pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz hayat süren lesler, sizi kim diriltecek?
“Bir hayata çattik” ifadesindeki hayat, millî ve manevî degerleri dislayan, materyalist ve pozitivist; hatta totaliter baskici bir hayattir. Sair, Türk milletinin bu evsasa yöneticiler tarafindan yönetilme durumuna düsürülmesine deginiyor. Bu hayat, bir baska hayata pusu kurmustur. O bir baska hayat da Türk milletinin tarih boyunca sürdüregeldigi millî ve manevî degerlerle örülmüs yerli olan kendi hayatidir. Batidan ithal edilmis yabanci hayat biçimi, yerli hayat biçimini avlamak üzere pusu kurmustur. Yerli hayati öldürerek yok edecektir.

Maddeci bir hayatin manaci bir hayati bastirmasi, sadece dünyayi esas alanlarin, hem dünya hem ahireti esas alanlar üzerinde baski kurmasi meselesi üzerinde duruyor sair.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

misrai bunu isaret ediyor. “Ölümlü yalan”, sadece dünya ile sinirli olan düsünme ve yasama biçimidir. Dünyadan öncesini ve sonrasini yok sayan yaklasim biçimi. Bir baska ifadeyle din disi bir hayat kurgusuna sahip olanlarin dünya görüsü. Bu, ölümlü bir yalandir; fanidir, geçicidir, hakikat ve dogru degildir. Fakat sair:

Siz hayat süren lesler, sizi kim diriltecek?

diyerek ölümlü yalan sahiplerinin ebediyyen ölüme mahkûm olduklarini, dirilme imkânlarinin kalmadigini söylüyor. Sadece dünyaya, maddeye, tensel hazlara, biyolojik gereksinmelerine bagimli bir hayat sürenleri, “hayat süren lesler” olarak tanimliyor ve bunlarin hayatlarini da hayat olarak görmüyor. Bunlarin ebediyyen dirilemeyeceklerini belirtiyor.

Necip Fazil, sanli tarih ile sefil hâl arasinda gidip gelerek, degerlendirmeler ve mukayeseler yaparak yeni Oguz nesline yeniden dirilis çagrisi yapiyor:

Yol onun, varlik onun, gerisi hep angarya;
Yüz üstü çok süründün, ayaga kalk Sakarya!
Siirin Düsünce Boyutu

Siir, düsünce bakimindan ideolojik bir siir. Belli bir siyasî ve sosyal, kültürel uygulama biçimini elestirirken bunun karsisinda kendi ideolojik yaklasimini sergiliyor. Ideolojik bir çatisma sergileniyor. O da seküler batici bir dünya görüsüne karsi Türk-Islâm dünya görüsünün öncelenmesidir.

Izlek: Türk milleti, tarih boyunca büyük çileler, zorluklar çekerek büyük isler basarmistir. Içine düstügü olumsuz durumlardan yine imani, azmi ve büyük zorluklara karsi direnme gücüyle kurtulacaktir.

Duygu: Siirde sosyal kurtulus ümidi duygusu telkin ediliyor.

Görüntü

1. Öznel / Resimsel Görüntü: Siirde öznel / resimsel bir görüntü hâkim. Sair, Sakarya nehrinin akisini kendi izlenimlerine, duygu ve düsüncelerine göre tasvir ediyor. Sakarya nehrini teshis sanatiyla kisilestiriyor ve “Kursundan bir yük binmis, köpükten gövdesine;” gibi misralarda ona kendi izlenimlerini yüklüyor. Izledigi Sakarya nehrinin akisinda Türk milletinin tarihî, sosyal, kültürel ve sosyal durumunu görüyor. Ve Türk milletiyle nehir arsinda bir özdeslik kuruyor.

2. Soyut Görüntü:

a. Imgeler:

-“Benimse alin yazim, yokuslarda susamak”: Türk milletinin hep zorluklarla mücadele durumunda olmasi.

-“Oluklar çis: Birinden nur akar, birinden kir”: Tarih boyunca dogru-yanlis, iyi-kötü, güzel-çirkin, hayir-ser, adalet-zulüm mücadelesinin birbirine paralel olarak sürekliligi.

-“Kursundan bir yük binmis, köpükten gövdesine;”: Türk milletinin güç, kuvvet, sayi, varlik bakimindan oldukça zayif olmasina ragmen gücüyle ters orantili bir büyük dava ve sorumluluk yüklenmis olmasi.

-“Hey Sakarya, kim demis suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,”: Allah’in istemesi hâlinde azim, irade ve imanin basaramayacagi bir isin bulunmamasi.

-“Binbir basli kartali nasil tasir kanarya?”: Güçsüz düsürülmüs Türk milletinin birçok çesit ve türde düsman, kötülük ve belâ tarafindan kusatilmasi.

-“Hamallik ki, sonunda ne rütbe var, ne de mal,”: Karsiliksiz olarak fedakârca hizmet ve zahmetli mücadele.

-“Yalniz aci bir lokma, zehirle pismis astan;”: Büyük riskler, sikintilar, acilar barindiran kutsal mücadele süreci. Sair, buradaki “zehirle pismis as” ifadesini “Zehirle Pismis As”(Çile, s.30) adli iki misralik bir siirinde de kullaniyor. O siir söyle:

“Zehirle pismis asi yemeye kimler gelir?
Dilsizce, yalniz Allah demeye kimler gelir?”
-“Kehkesanlara kaçmis eski günesleri an!”: Tarihte millet için büyük isler basarmis, önemli ve degerli kisilerin hatirlanmasiyla öz güven kazanma istegi.

-“Giden sanli akinci, ne gün döner yurduna?”: Türk milletine tarihte çok parlak devirler yasatan Türk ordusunun yeniden millî sahlanista öncü rol üstlenmesi istegi.

-“Mermerlerin nabzinda hâlâ çarpar mi tekbir?”: Mimariye, güzel sanatlara Türk-Islâm ruhunun yansitilmasi özlemi.

-“Bir hayata çattik ki, hayata kurmus pusu.”: Içinde bulunulan, idrak edilen sosyal, siyasî, kültürel ortamin gerçek anlamda fitrî, insanî hayatin yasanmasina izin vermemesi.

-“Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;”: Pozitivist, materyalist, seküler bir yasama biçiminin topluma egemen olmasi ve millî ve manevî degerlerin toplum hayatindan çekilmesi.

-“Siz, hayat süren lesler, sizi kim diriltecek?”: Bu dünyada dünyevî, maddî anlamda nefislerinin isterleri dogrultusunda yasayan ve millî-manevî degerlere düsmanca davranan insanlarin ahirette sonsuza dek azap içinde kalacaklari.

-“Akrebin kiskacinda yogurmus bizi kader;”: Türk milletinin ruhunun, sahsiyetinin, kimlik ve kisiliginin zor sinavlardan geçe geçe olgunlasmasi.

Sair, “Mansur-1930” (Çile, s.299) siirinde de bu imgeye yer veriyor:

“Tatliydi akrebin sana kiskaci,
Aciya acida buldun ilâci;
Diyordun, geldikçe üst üste aci:
Bir azap isterim bundan da beter.”
-“Yol onun, varlik onun, gerisi hep angarya;”: Gidilecek yol, tutulacak düsünce, yasam biçimi, inanis ve hayat tarzi, dünya, hayat ve varlik Allah’a aittir. O’nun tasarrufu altindadir. Mutlak hâkim ve sahip Allah’tir.

-“Yüz üstü çok süründün, ayaga kalk, Sakarya!..”: Çok savaslar, hakaretler, zulümler, sikintilar, zorluklar görmüs Türk milletinin derlenip toparlanip kendine gelmesi, millî ve manevî degerlerini rahatça yasayabilmesi, yeniden sahsiyetli, müreffeh, mutlu dönemine girmesi istegi.

b. Simgeler:

-Sakarya: Sakarya nehri, 824 km. uzunlugunda Kuzeybati Anadolu’nun en büyük nehridir. Türk tarihinin simgesidir. Siirde Sakarya, kapali istiaredir. Sakarya Meydan Savasi, Millî Mücadele sirasinda Türk kuvvetlerinin Yunan ordulariyla giristigi en önemli ve en uzun süreli çatismadir. Polatli civarinda 23 Agustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasinda oldu. Sakarya, Türk milletinin ve Anadolu’nun simgesidir. Anadolu ve Türk milleti tarihinde büyük zaferler ve serefler sahibiydi, simdi (siirin yazildigi zamanlarda) ise zillet hâlinde, gerilemis, kötü bir duruma düsmüs hâldedir. Türk milleti, millî kimligini bulma ya da kaybetme imtihani vermektedir. Kültür ve medeniyet degisimi asamasinda kritik bir evrede bulunmaktadir.

-Sakarya, Nil, Tuna: “Nerde kardeslerin, cömert Nil, Yesil Tuna;”: Sakarya, Anadolu’nun, Nil: Orta Dogu ve Kuzey Afrika’nin, Tuna da Balkanlarin simgesidir. Dolayisiyla Anadolu, Ortadogu ve Balkanlar Osmanli hinterlandini temsil ediyor.

c. Ilkörnekler:

-Yunus Emre: Anadolu’nun millî manevî degerler etrafinda yogrulmasini ve millî birligi saglayan bir Türk bilgesi. Sanati, hikmeti, tasavvufu, sosyal ve siyasî öncülügü bünyesinde barindiran öncü bir ata.

-Akinci: Yunus Emre, Türk milletinin manevî gücünü temsil ediyorsa akincinin temsilciliginde Türk ordusu da maddî gücü temsil etmektedir. Yunus Emre Türk milletinin manasinin, akinci da maddesinin koruyucusu.

Metinlerarasi Iliskiler:

1. Içerik Aktarimi:

-“Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,”: Burada su âyetin içerigi aktarilmistir: “O’nun emri bir seyi irade buyurdugu vakit, ol der o da olur.” (Yasin, 79).

-“Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..”: Bir hadis-i serise söyle der: “Surasi muhakkak ki Islâm garip basladi tekrar gariplige dönecek. Gariplere ne mutlu.”1

1. Içerik örtüsmesi:

Necip Fazil’in:

“Kafdagi’ni assalar, belki çeker de bir kil!
Bu ifritten suâlin, kilini çekmez akil!”
beyti, Ziya Pasa’nin Terkib-i Bendinde geçen su:
“Idrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez
Zira bu terâzû o kadar sikleti çekmez”
beyti arasinda hem içerik hem üslûp örtüsmesi görülmektedir.

2. Kurgu ve Üslûp örtüsmesi: Bu siir, üslûp bakimindan Mehmet Âkif’in “Bülbül” siiriyle benzer özellikler göstermektedir. Mehmet Âkif, “Bülbül” siirini 1921 yilinda topraklarimizi Yunanlilarin istilâ ettigi bir sirada yazmis, kutsal vatan topraklarimizin, millî ve manevî degerlerimizin düsman çizmeleri altinda ezilisinden duydugu iztirabi bülbüle hitap ederek bir bakima onunla dertleserek dile getirmisti. Necip Fazil da “Sakarya Türküsü” siirinde millî ve manevî degerlerin yabanci bir düsman tarafindan degil ama bazi yöneticiler tarafindan çignenmesi karsisinda duydugu üzüntüyü Sakarya nehrine seslenerek; onunla dertleserek dile getiriyor. Her iki sair de sosyal ve siyasî yapinin kötülügünden kaynaklanan sikintilarini kus ve su gibi iki tabiat unsuruna seslenerek; onlarla dertlerini paylasarak söylesiyorlar. Siir kurgusunda ve üslûbunda böyle bir benzerlikleri var.

Burada üslûp ve içerik bakimindan benzerlik kurulabilecek bazi misralari altalta veriyoruz. Önce “Bülbül”2 siirinden, sonra da “Sakarya Türküsü” siirinden örnek misralar verilecektir:

“Bugün bir hânümânsiz serseriyim öz diyârimda!” (Bülbül)
“Öz yurdunda garipsin, öz vataninda parya!” (Sakarya Türküsü)
“Ne husrandir ki: Sark’in ben vefasiz, kansiz evlâdi,” (Bülbül)
“Sakarya, saf çocugu, masum Anadolu’nun,” (Sakarya Türküsü)
“Ne zillettir ki: Nâkûs inlesin beyninde Osman’in;
Ezan sussun, fezalardan silinsin yâdi Mevlâ’nin!” (Bülbül)
“Mermerlerin nabzinda hâlâ çarpar mi tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayi: Allah bir!” (Sakarya Türküsü)
Kurgu ve üslûp örtüsmesi iliskisini Fuzulî’nin “Su Kasidesi”yle de kurmak mümkündür. Her iki sair de “su” istiaresini kullaniyor. Necip Fazil siirini yazarken hem Fuzûlî’nin bu kasidesinden hem de Mehmet Âkif’in “Bülbül” siirinden büyük oranda etkilenmis. “Sakarya Türküsü”nün ilk bendinde Fuzûlî’nin su beytinin kurgu ve üslûp etkisi çok barizdir:

“Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdir muttasil
Basini dastan dasa urup gezer avare su”3
Sakarya Türküsü’nün “Mermerlerin nabzinda hâlâ çarpar mi tekbir?” misrainda Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahi” ve “Bir Tepeden” siirlerinin kurgu ve üslûp yansimalari görülmektedir. Karsilastirma yapilabilmesi için örnek olarak su misralari verelim:

“Tasi yenmis nice bin isçisi, mimariyle.”4

“Tarihini aksettirebilsin diye çehren,
Kaç fatihin altin kani mermerle karismis.”5
SEKIL

Nazim sekli: Adi “türkü” olmasina ragmen bu siir, türkü nazim biçiminde yazilmamistir. Türkü ezgisine sahip degil. Bir bakima destan siiridir. Halkin sözlü geleneginde yillar boyu söylene söylene, islene islene belli bir kivama gelen, düzenleyeni bilinmeyen, degisik yer ve zamanlarda bazi degisikliklere ugrayarak varligini sürdüren ve bir ezgi esliginde kosulmus olarak söylenen siirlere “türkü” denir. “Sakarya Türküsü” siirinin adinda türkü olmasina ragmen bu, bilinen anlamiyla bir halk edebiyati türü olan türkü özelliklerini tasimamaktadir. Sair, bu siiri, halk kitleleri tarafindan coskulu, ezgili, heyecanli, epik bir üslûpla söylensin, halka mâl olsun diye böyle bir ad vermis olabilir. Kitlesel bir coskuya dönüstürme isteginden dolayi bu adi kullanmistir.

Siir, misralarinin kümelenisi bakimindan üç bendlik bir terkib-i bend nazim sekline sahip. Ancak nazmin sabit sekillerinden olan klasik terkib-i bende her yönden uymaz. Klasik terkib-i bendde her bend, ayni sayida beyitten olusur. Bu siirde ise Ilk bend, dokuz, 2. ve 3. bendler de sekizer beytten olusmaktadir. Terkibhanelerin vasita beytleri birbirinden farkli. Klasik terkib-i bend gazel kafiye sistemine sahiptir. Bu siirde ise bütün beyitler, Yeni Mesnevî ya da Esleme kafiye sistemine göre kendi aralarinda kafiyelenmistir. Ayrica klasik terkib-i bend aruz vezniyle yazilir. Bu siir ise hece vezniyle yazilmistir.

DIL VE ÜSLÛP

A. Dil

1. Dil Sapmalari: Siirde dil sapmalari görülmemektedir. Sair, Türkçeyi çok güzel, etkili, canli ve basarili bir sekilde kullaniyor. O âdeta bir dil virtüözüdür.

2. Konusma Dili:

-Deyimler: “alin yazisi”, ”yokusu sökmek”, “kandillere katran dökmek”, “yüz üstü sürünmek”

-Kalip ifadeler: “böyle gelmis böyle gider”

3. Cümle: Sair, hemen hemen her misrai müstakil bir cümle olarak kurgulamis. Iki veya daha fazla misrada tamamlanan cümle yapilarina pek yer vermemis.

B. Üslûp

-Hitabet Üslûbu: Siirde hitabet üslûbu egemen. Siirde, kitleleri millî dava için, Türk milletinin tarihî, kültürel, siyasî durumu konusunda okuyuculari heyecana getirmek için hitabet üslûbuna yer verilmis. Bir dava siiri oldugu için hitabet üslûbuna yer vermesi olagandir. Özellikle vasita beyitleri hitabete dayali heyecani kademe kademe yükseltmekte, son misra ise zirveye tasimaktadir.

-Sasirtma Üslûbu: Ayrica sasirtma üslûbuna da yer veriliyor. Bunu saglamak için de soru sorma ve karsitlik yöntemlerini kullaniyor.

a. Soru sorma: Örnek misralar:

”Hani ardina çil çil kubbeler serpen ordu?”
”Giden sanli akinci, ne gün döner yurduna?”
“Mermerlerin nabzinda hâlâ çarpar mi tekbir?”
“Siz hayat süren lesler, sizi kim diriltecek?”
b. Karsitlik: Örnek misralar:

-Görüntü Karsitligi: Inis ve çikis:

“Su iner yokuslardan hep basamak basamak;
Benimse alin yazim, yokuslarda susamak.”
“Su çikan buluta bak, bu inen suya inat!”

-Yerde sürünmek-Ayakta yürümek: “Yüz üstü çok süründün ayaga kalk Sakarya!”

-Kavram Karsitligi: Iman-küfür, iyilik-kötülük, adalet-zulüm gibi degerler karsitligi:

“Oluklar çis: Birinden nur akar, birinden kir”
“Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;”
-Gerçeklik Karsitligi:

-Köpügün kursunu tasiyamayacagi: “Kursundan bir yük binmis, köpükten gövdesine”

-Kanaryanin kartali tasiyamayacagi: “Binbir basli kartali nasil tasir kanarya?”

-Hayatin kendi kendisiyle çelismesi: “Bir hayata çattik ki hayata kurmus pusu”

-Yasanti Karsitligi: “Siz hayat süren lesler, sizi kim diriltecek?”

AHENK

Sair, siirde ahengi saglamak için su uygulamalarda bulunuyor:.

1. Ses Tekrarlari:

a. Ünsüz Ahengi: Bilinçli ya da bilinçsiz olarak bazi harflerin siklikla tekrari göze çarpiyor. Siirin ilk üç misrainda 7 kez “s” ünsüzünün tekrariyla Sakarya nehrinin kivrim kivrim akisi arasinda resimsel (görüntüsel) bir paralellik kurulabilir. Ayni sekilde 8 ve 12. misralar arasinda “s” ünsüzü 7 kez tekrarlanarak nehrin akisi esnasinda çikan ses yani su siriltisi yansitilmaktadir.

b. Kafiye: Siirde kafiye uygulamasi oldukça basarili ve canli. Sair en çok zengin ve tunç kafiye kullanmakla kafiye konusunda ne kadar basarili oldugunu ortaya koyuyor. Siirdeki kafiye uygulamalarini söyle tasnif edebiliriz:

-Tam kafiye: ”burulur- vurulur”, ”gerçek-diriltecek”, ”astan – arkadastan”

-Tunç kafiye: “akar ya – Sakarya”, “fikir – kir”, “kâinat – inat”, “ne – gövdesine”, “yük – büyük”, “hamal – mal”, “geziyordu – ordu”, “Tekbir – bir”, ”su – pusu”, “kil – akil”.

-Zengin kafiye: “basamak – susamak”, “için – perçin”, ”Sakarya – kanarya”, “Tuna – yurduna”, “bilmeceler – geceler”, ”Sakarya – parya”, ”Anadolunun – yolunun”, ”hamurdaniz – çamurdaniz”, ”kader – gider”, ”havuz – kilavuz”, “angarya – Sakarya”.

-Cinasli kafiye: Tam cinas: ”ân – an”

2. Kelime Tekrarlari:

a. Misra Içi Kelime Tekrarlari: “yanda”, ”birinden”, “eyvah”, “kayna”, “öz”, “hayata”, “böyle”, “onun”.

b. Misralar Arasi Kelime Tekrari:

-Redif: “burulur – vurulur”, “astan – arkadastan”, “bilmeceler – geceler”, “Anadolunun – yolunun”, “hamurdaniz – çamurdaniz”.

-Misra Basi Tekrari: “Hani”

-Ikilemeler: ”kivrim kivrim”, “basamak basamak”, “büyük küçük”, “büklüm büklüm”, “çil çil”, “üç bes”.

3. Ifade Tekrari: “Bu dava”, “üç bes damla”

Ses Dalgalanmasi

a. Vezni: Siir 7+7 durakli 14′lü hece vezniyle yazilmistir.

b. Ünlem: “Hey Sakarya!”, “Eyvah, eyvah! Sakaryam!”

1 Ibrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasari Tercüme ve Serhi, Ankara 1993, C.17, s.531.
2 Mehmet Âkif Ersoy, Safahat, Istanbul 1977, s.473.
3 Fuzûlî Divani, Haz: Kenan Akyüz vd., Is Bankasi yayinlari, Ankara 1958, s.24
4 Yahya Kemal, Kendi Gök Kubbemiz, Istanbul 1983, s.10.
5 Yahya Kemal, Kendi Gök Kubbemiz, Istanbul 1983, s.20.

İNCELENEN ŞİİR: KARADUT
YAZARI: BEDRİ RAHMİ EYUPOĞLU

Karadut

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulumsun
Günahımsın, vebalimsin.

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.

KARADUT ŞİİRİNİN
BİÇİM YÖNÜNDDEN İNCELENMESİ

İnceleyeceğimiz şiir iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm beş dizeden ikinci bölüm yedi dizeden oluşmaktadır. Toplam on iki dizeden oluşuyor.
Şiir selbest nazım ölçüsüyle yazılmıştır.
Kafiyeleri ise şöyledir:
Birinci bölümdeki
-çingenem
-tanem Birinci, ikinci, ve üçüncü mısralardaki –m harfi rediftir.
-saçak
-ağulum Birinci ve ikinci mısralardaki –ne harfi tam kafiyedir.
-vebalimsin

İkinci bölümdeki
-mercan
-koyduğum İkinci ve üçüncü mısralardaki -duğum eki rediftir.
-bulduğum Dördüncü ve beşinci mısralardaki -m rediftir.
-çingenem Yine dördüncü ve beşinci mısralardaki –ne tam kafiyedir.
-tanem Altıncı ve yedinci mısralardaki –ımsın rediftir.
-narımsın Yine altıncı ve yedinci mısralardaki -ar tam kafiyedir.
-karımsın

ŞİİRİN İÇERİK YÖNÜNDEN İNCELENMESİ

Bilinmeyen Kelimeler:
Vebal: Arapça kökenlidir. Anlamı: 1) Şiddet, ağırlık, azap. 2) Günah.
Kısrak: At, aygır, küheylan vb.
Çingene: Çengi, göçebe, göçer vb.

BEDRİ RAHMİ EYUBOĞLU (1913-1975)

HAYATI:
Görele’de doğdu.21 Eyül 1975′te İstanbul’da öldü. Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir. Trabzon Lisesi’nde okurken,1927′de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi’nin öğrencisi oldu. Onun derslerinin etkisi ve okul müdürünün özendirmesiyle 1929′da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne (şimdi Mimar Sinan Üniversitesi) girdi. Burada Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu.1930′da eğitimini bitirmeden, ağabeyisi Sabahattin Eyüboğlu’nun yanına Paris’e gitti. Yurda döndükten sonra 1934′te D Grubu’nun dördüncü sergisine otuz resmi ile katıldı. İlk kişisel sergisini de aynı yıl Bükreş’te açtı.1934′te katıldığı Akademi’nin diploma yarışmasında üçüncü oldu. Bu derece ile mezun olmak istemediği için bir yandan diploma yarışmasına yeniden hazırlanırken, bir yandan da bir süre Çerkeş demiryolu yapımında çevirmenlik yaptı. 1936′daki diploma yarışmasında Hamam adlı kompozisyonuyla birinci oldu. 1950′de Ankara’da sanatının o güne kadarki bütün dönemlerini kapsayan bir sergisi düzenlendi. Bedri Rahmi aynı yıl bir kez daha Paris’e gitti ve İnsan Müzesi’nde (Musée de I’homme) ilkel kavimlerin sanatını inceledi. Bu incelemeleri ‘güzel’in aynı zamanda ‘yararlı’da olabileceği, ‘yararlı’ olmanın ‘güzel’in gücünü eksiltmeyeceği düşüncesine ulaşmasına yol açtı. Bu düşünce ise onun bundan sonraki sanat görüşünü tümüyle etkiledi, yönlendirdi.
Bedri Rahmi 1928′de daha lise öğrencisiyken şiir yazmaya başlamıştır. Şiirlerine,1933′ten sonra Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik ve Varlık dergilerinde yer verilmiştir.1941′den başlayarak çeşitli şiir kitapları yayımlanmıştır. Halk edebiyatının masal, şiir, deyiş gibi her türüne karşı duyduğu hayranlık, şiirlerine de yansımıştır. Halk dilinden ve şiirinden aldığı öğeleri kendine özgü bir biçimde kullanarak halk diline yaklaşma çabasını sonuna dek götürmüştür. Bu nitelikleriyle şiirleri, resimleriyle büyük bir benzerlik gösterir. Akıcı, rahat bir dille kaleme aldığı gezi ve deneme yazılarında ise sürekli gündeminde olan halk kültürü, halk sanatı konularındaki görüşlerini sergilemiştir.

ESERLERİ:
Şiir: Yaradana Mektuplar,1941; Karadut,1948; Tuz,1952; Üçü Birden,1953; Dördü Birden,1956; Karadut 69,1969; Dol Karabakır Dol,1974, tüm şiirleri; Yaşadım, (ö.s.) ,1977. Gezi ve Deneme: Cânım Anadolu,1953; Tezek,1975; Delifişek,1975; Resme Başlarken, (ö.s.) ,1977. Monografi: Nazmi Ziya,1937. Resim Albümü: Binbir Bedros, (ö.s.) ,1977, Karadut, (ö.s.) ,1979; Babatomiler, (ö.s.) ,1979.
Resim: Paris,1930; Mustafa Eyüboğlu,1933; Yazılı Natürmort,1936; Salı Pazarı,1938; Eren,1940; Nallanan Öküz,1947; Düşünen Adam,1953; Köylü Kadın (Tren-Yataklı Vagon) , İstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Karadut Satıcısı,1954; Çömelmiş Köylü,1972; Ankara’nın Kavakları,1973; Mor Takkeli Hacı,1974; Son Kahve,1975; Anadoluhisarı, Ankara Resim ve Heykel Müzesi; Çıplak; Ev İçi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Han,1975; son resmi.
Duvar Resmi: Lido Yüzme Havuzu’nda duvar resmi; 1943, Ortaköy/İstanbul; Hilton Oteli’nde duvar resmi; Divan Oteli’nde duvar resmi. Mozaik Pano: Uluslararası Brüksel Sergisi için mozaik pano,1958; Nato yapısında mozaik pano,1959, Brüksel; İşçi Sigortaları Hastanesi’nde seramik pano,1959, Samatya/İstanbul; Etibank yapısında seramik pano, Ankara; Marmara Oteli’nde mozaik pano, Ankara; Vakko Fabrikası’nda mozaik pano, Topkapı/İstanbul. Duvar Kabartması: Manifaturacılar Çarşısı’nda duvar kabartması, Unkapanı/İstanbul; Aksu İşhan’ında duvar kabartması, Karaköy/İstanbul.

Ahmet Necdet,
Modern Turk Siiri
Yonelimler, Tanikliklar, Ornekler
Broy Yayinevi, Ekim 1993.

Etiket Bulutu

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.